Yurtlarda ya da küçük odalarda yaşadım, üniversitedeyken türlü çeşit işte çalıştım. Üniversiteyi bitirdikten sonra da türlü çeşit işte çalışmayı sürdürdüm, çünkü edebiyat okudum, sonunda türlü çeşit işte çalışmaya mahkum olanların okuduğu bölüm.
Eğer çıkarılması gereken bir ders varsa onu çıkaramadık. Şimdi düşünüyorum da zemine duyulan güveni kaybetmek iyi bir şey, her şeyin bir anda tepetaklak olabileceğini bilmek şart. Ama biz bütün olan bitenin ardından öylece her zamanki hayatımıza geri döndük.
Annemi, babamı aklımdan geçirdim. Şöyle düşündüm: bizimkilerde ne tipi var? Aslında anne babamızın bir tipi olmaz. Çünkü onlara doğru dürüst bakmayı asla öğrenmeyiz.
Aslı Erdoğan'dan okuduğum üçüncü kitap oldu. Dili her zamanki gibi sade ama basit değil, yoğun ama zor değil. Bunu nasıl başarıyor gerçekten çözemedim. Yaşadığım yüzyılda beni en etkileyen yazarların başında geliyor.
Kitaba gelecek olursak, kitap baştan başa tam bir Rio. Ama medyada gösterilen görkemli karnavalların düzenlendiği, futbol başarılarının kutlandığı gösterişli karelerin aksine tekinsiz, eli silahlı adamların sokaklarda rahatlıkla gezdiği, hastalıkların, ölümün, uyuşturucunun, fuhuşun yaşam tarzı olduğu, insanların sefalet içinde kimliksiz yaşadığı gerçek Rio...Romanın baş karakteri olan Özgür, Rio'nun tekinsiz sokaklarında var olmaya hatta belki içten içe yok olmaya çalışırken bir yanda da Kırmızı Pelerinli Kent adını verdiği romanını yazmaya çalışıyor. Varlıklı bir aileden gelen Türk kızı Özgür, Rio'da parasız ve tek başına, favela adını verdikleri gecekondu tarzı bir mahallede yaşamını anlamlandırmaya çalışıyor. Romanın ruhsal olarak ağır bir havası var ama yazarın dili kitabın rahatlıkla okunmasını sağlıyor. Bu kitabı entelektüel birikimi yüksek, yetişkin ve belli bir duygusal olgunluğa erişmiş kişilere tavsiye edebilirim. Herkesin beğenebileceği bir kitap değil.