İnsanoğlu aslında duyguları yüzünde gezinen bir mahluktu, duyguları maskelemeyi öğrendiğimiz yaşa gelene kadar her duygumuzun ifademizden okunuyor olması ne tuhaftı.
Herkes kendi seçtiği yolda layık olduğuyla buluşmuyor muydu zaten? Seçe seçe varmıyor muyduk kendimize? Birlikte olmayı seçtiğimiz insan kendi yolculuğumuzun pusulası haline geliyordu zamanla ve doğru insanla çıkılan yol ne kadar zorlu olursa olsun bizi adrese ulaştırırken yanlış insanla daima kayboluyorduk kendimize varamadan.
Kalbini duymayan, kalbinin bir sesi olduğunu bile bilmeyen milyonlarcasının arasında kalple konuşabilmek ne büyük bir ayrıcalıktı. Kendini bilmek kalbini duyabilmekle başlardı.