Her insanın içinde bir peygamber uyuklar ve o uyandığında, dünyadaki kötülük biraz daha artar...
Vaaz verme çılgınlığı içimizde öylesine yer etmiştir ki, korunma içgüdüsünün bilmediği derinliklerden doğar. Her insan, kendinin bir şey önereceği ânı bekler: Ne önerdiği önemli değildir. Bir sesi vardır ya, o yeter. Ne sağır ne dilsiz olmanın bedelini pahalıya öderiz...
Jean-Louis hastalık nedir hiç bilmemişti. Bir meşe kadar uzun ve boğum boğumdu. Güneş onu kurutmuştu, derisini pişirmiş ve çatlatmıştı; o da ağaçların rengini sertliğini ve sakinliğini almıştı. Yaşlanınca dilsiz olmuştu adeta. Lüzumsuz bulduğu için artık konuşmuyordu. Sığırlara özgü o sakin güçle, uzun ve inatçı adımlarla yürüyordu
İçlerinde, cimriliği ve parası çalınacak korkusuyla, ölmüş anneleri uyanmıştı. Para ölümü zehirlerse, ölümden bir tek öfke çıkar. Tabutların üzerinde insanlar dövüşür.