Hayat hikâyemi yazmayı her şeyden çok istiyordum ama yazamayacaktım anlaşılan. Her zaman olduğum yere geri dönmüşüm gibi görünüyordu, bir şeyler yapmayı istiyordum ama nasıl olacağını bilmiyordum. Hayallerim gerçekleştiremeyeceğim kadar büyüktü.
Kucağımda kıvrılıp duran ellerimi unutmuştum. Çarpık ağzımı ve sallanan kafamı unutmuştum. Dinledim... Önümde bir sürü izleyici, annem ve babamla oturup kendi çocukluğumun anlatılmasını dinlediğim doğru muydu? Bütün bunları ben mi yazmıştım? Bütün bunlar aklıma gelmiş miydi'? Hayal görüyor gibiydim.
Dinledim... O aralık gününü, annemin yanımda çömelip oturduğu, pes etmemem için beni teşvik ettiği, bir parça sarı tebeşirle 'A' harfini çizdiğim o aralık gününü hatırladım... Tony'nin beni çalıların arkasına soyduğu, Jim'in kocaman mayosunu giydirdiği, kanala bıraktığı, Jim'in 'boğulacak, sana diyorum,' dediği gün. Lourdes'yi ve Grotto'nun önünde yanan mumları... Sheila'nın aralık sabahlarında kliniğe gelişini, kumral saçlarının rüzgârda uçuşmasını ve yüzüne düşen yağmur damlalarını hatırlıyordum...
Artık on yaşında,yürüyemeyen,konuşamayan,kendi kendine yemek yiyemeyen ya da giyinemeyen bir çocuktum.Çaresizdim,ama ne kadar çaresiz olduğumu yeni fark etmeye başlamıştım.Kendimle ilgili hala hiçbir şey bilmiyordum: Diğerlerinden 'farklı' olduğum gerçeği dışında.
Artık çocuk olmadığımı biliyordum ama 'yetişkin' de değildim. Çocukluğun neşeli umursamazlığı ve yetişkinliğin acısı, hayal kırıklığı arasında asılı kalmıştım. Eskisi gibi umursamaz ve mutlu olmak istiyordum. Ama çocukluğun sona erdiğini biliyordum.