Artık on yaşında,yürüyemeyen,konuşamayan,kendi kendine yemek yiyemeyen ya da giyinemeyen bir çocuktum.Çaresizdim,ama ne kadar çaresiz olduğumu yeni fark etmeye başlamıştım.Kendimle ilgili hala hiçbir şey bilmiyordum: Diğerlerinden 'farklı' olduğum gerçeği dışında.
Artık çocuk olmadığımı biliyordum ama 'yetişkin' de değildim. Çocukluğun neşeli umursamazlığı ve yetişkinliğin acısı, hayal kırıklığı arasında asılı kalmıştım. Eskisi gibi umursamaz ve mutlu olmak istiyordum. Ama çocukluğun sona erdiğini biliyordum.
Cocukken sakatlığımın bilincine vardığımda acı acı ağlamıştım. Artık ağlayamıyordum; göz yaşlarının ferhalatıcılığını bile yaşamıyordum. Bütün acım içimdeydi.
Bu tür hikayeler yazmaktan zevk alsam da sonunda üzüldüğümü fark ediyordum. Çünkü ben ne kadar güzel şeyler hayal edersem edeyim gerçek hayatta bunları yaşayamayacağımı hatırlıyordum.
Bundan önce çok fazla okumamıştım. Kitaplar bizim evimizde nadir rastlanan bir şeydi. Ekmeğin daha önemli bir şey olduğu düşünülürdü. Midelerimizi doldurmak zihinlerimizi beslemeye oranla daha önemli bir şeydi.