Taa ki Maximillian Wagner'in Atatürk Havaalanında şapkasını çıkarıp onu karşılamaya gelen Maya Duran'ı selamlamasıyla başlamıştı her şey. İşte o anda hikayenin hareketli, aksiyonlu, heyecan ve şevk dolu olacağı belliydi.
Hikayeyi özet geçecek olursam, 86 civarı yaşlarında olan Hristiyan kökenli Profesör Maximillian Wagner 60 yıl önce yaşadığı bir olay için Türkiye'ye gelir. Onu İstanbul Üniversitesinde görevli olan bir memura hanım yani Maya Duran karşılar ve yukarıda da dediğim gibi hikayemiz o anda kıvılcımlanır. Maya Duran hikayemizin ana karakteri olan Profesör ile Türkiye'de geçireceği vakit boyunca ilgilenmekle görevlendirilmiştir. Profesör ile vakit geçirir onun isteklerini yerine getirir. Tabi Maya'nın bilmediği Profesörün kendine sakladığı bir sırrı vardır. Maya görevini yerine getirirken onu takip eden insanlar olduğunu fark eder ve bir gün Maya Rektör'ün davetine icap etmek için gittiği İstanbul Üniversitesinde kendisini takip ettiğini düşündüğü kişiler ile karşılaşır, şaşırır. Bu kişiler Maximillian Wagner'in 60 yıl önce yaşanan bir sır gibi sakladığı olayların peşine düşüp düşmediği konusunda bilgi almak isteyen istihbaratçılardır. Maya ve istihbaratçılar konuşurlar ama Maya olayları anlayamaz ve görevini yerine getirmek için Max ile vakit geçirmeye devam eder ve bir gün Max kendisinden onu Şile sahiline götürmesini ister. Maya anlam veremez, bu soğuk kış ayında Max'in orada niye bulunmak istediğini bir türlü anlayamaz ve oraya vardıklarında Profesör araçtan iner kıyıya yaklaşır, yanından hiç ayırmadığı kemanından notaları dökmeye başlar. Tabi tepenin arkasında kalan Maya ve şoför Süleyman, Profesörü göremezler, beklerler beklerler zaman akıp gider ve Profesör hala arabaya dönmemiştir. Max'i merak eden Maya araçtan çıkar tepeye doğru yürümeye başlar ve