Kendimi hiçbir zaman ikinci derece bir rolde göremiyordum. Gerçek hayatta en sonuncu kademeye isyansız katlanabilmem bu yüzdendi. Ya kahraman ya da çamurdan; ikisinin ortası yoktu. Beni mahveden de buydu zaten. Çünkü çamurdayken, başka zamanda kahramanım, yalnızca kahramanlar çamurun içinde gizlenebilirler diye kendimi teselli ediyordum.
Dinlemek isteseniz de, istemeseniz de, şimdi size niçin bir haşere bile olamadığımı anlatmak istiyorum baylar. Tamamıyla ciddi olarak söyleyeyim ki, böcek olmayı çoğu zaman arzuladım. Yazık ki buna bile layık olamadım. Baylar yemin ederim ki, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık.
Örneğin bu, bir sigara içmeyi bırakmaya çalışma durumu ise, sararan dişlerden, her yemekten sonra içilen tek bir sigaranın yılda yüz franka mal olmasına kadar hiçbirini atlamadan tüm sakıncalarını incelemeliyiz. Tolstoy'un, tütünün zihni körelttiğiyle ilgili çok doğru gözlemini teyit etmeliyiz.
Mükemmel bir düşünsel sağduyu gününde, önce ince felsefi bir çıkarımı takip etmeyi, sonrasındaysa sigara içmeye devam etmeyi deneriz. Sigarayı içtikten sonra duyduğumuz üzüntünün farkına varır, düşüncemizi sabitleyip anlamaya çalışırız ve böyle deneyimler bizi tütünün, zihnin üst ucunu körelttiğine ikna eder.
Bir yandan da farkında varırız ki sigara içmek fiziksel zevklerdendir ve verdiği haz kaybolmakta gecikmeyip yerini zorba bir alışkanlığa bırakmaktadır.
Bu zorbalık yüzünden düştüğümüz durumları düşünürüz. Bu ve daha başka gözlemler sayesinde kendimize hâkim olduğumuz o anlarda, bir daha sigara içmemek üzerine aldığımız karara büyük bir güç kazandırırız.
Kullandığımız olağan cümleleri incelersek, düşüncelerimizin birçoğunun muğlaklığından hayrete düşeriz, hatta en zekilerin sıklıkla papağan gibi konuştuğunu, sözlerinin hiçbir gerçekliğe karşı gelmediğini keşfederiz. Derin düşünme, içindeki tohumu düşürmek için ekinleri dövmeye benzer.