sena

sena
@sercekuss
Uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda
İhlas Suresi
Sahih rivayetlere göre, müşriklerle yahudilerden bir cemaat, Peygamber Efendimize gelerek: «Seni bize elçi gönderen ve kendisinden başkasına ibâdet olunmamasını isteyen Allah nasıl bir şeydir? O'nu bize vasıfları ile anlat, belki sana iman ederiz.» demeleri üzerine bu sûre nazil olmuş ve bununla Allahu Teâlâ en güzel, en iyi bir şekilde kendi zâtını, birliğini, diğer itikatların yanlışlığını anlatmıştır.
Sayfa 41 - Yedinci baskı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Nasr Suresi
Bu sûre, Peygamberimiz salla'llâhu aleyhi ve sellem'in nihayet böyle mansur ve muzaffer olarak kendisine fütuhat kapıları açıldığı ve halkın alay alay, akın akın Allah dînine girmeğe başladıklarını gördüğü ve bu suretle din tekâmül edip de dünya kendisine teveccüh eylediği zaman bu muvaffakiyetlerden, bu büyük zaferden dolayı Allah'a şükrederek dünyayı ümmetine bırakıp bütün temizliğiyle Allah'a dönmeyi istemesine de işaret ediyordu. Onun için Mekke'nin fethinden sonra insanların bölük bölük İslâm dînine girdiğini ve Haccetü'l-vedâ'da da yüz binden ziyade Müslümanın Arafat dağında toplandığını gördükten sonra Cenâb-ı Peygamber Mevlâsına kavuşmasının yaklaştığını söylemişti. Çünkü bu sûre onu haber veriyordu.
Sayfa 34 - Yedinci baskı
Fil suresi
İbrahim Peygamberden beri Tevhîd mâbedi olan Kâbe, sonradan putlarla dolmuştu. Fakat bu İlâhî mâbed, Hazret-i Muhammed Mustafâ eliyle yine eski mevkiini alacak, Tevhîd dîninin ve Müslümanlığın kıblesi, baş mâbedi olacaktı, Allah böyle dilemişti. Ebrehe ise, burasını yok ederek sapıklık dînini, putperestliği daha kuvvetli bir sûrette yaşatmak istiyordu. Onun için Tevhîd dînini bütün dünyaya yayacak olan Hazret-i Muhammed'in doğduğu sene Cenâb-ı Hak İlâhî bir mûcize ile Ebrehe ordusunu yok ediverdi.
Sayfa 15 - Yedinci baskı
Marksist Feminizm
İkinci fikir ise, ev işlerinin devletçe ücretlendirilmesidir. Bu ücretlendirme işine kadınların etkileri olacaktır. Kadınlar aldıkları ücreti yeterli görmediklerinde grev yapabilme hakkına sahip olabilmelidirler. Bu ücretin hangi kaynaktan verileceği sorusuna da bu fikri savunan Marksist feministler iki ayrı şekilde cevap verir; ilki devlet evli erkeklere özgü bir vergi geliştirerek oluşturduğu fondan kadınlara ücret öder. Ama bu şekilde verilen ücret ailenin zaten toplam gelirini geçmeyecektir ve rakam da sembolik olacaktır; yine para kocadan alınıp karısına verileceği için de pek sağlıklı görülmemiştir. İkinci yol ise devletin evli bekâr ayrımına gitmeden her bireyden topladığı bir vergiden ödeyeceği ücrettir. Ama bu da bekârlarla, karı koca çalışan çiftlerin durumunu evli olup eşleri çalışmayan ailelere karşı kötü duruma düşürecektir. Yine bu uygulama kadınları ev kadınlığına itecek, onlara çalışmamaları için ortam sağlayacaktır. Kadınların evde kalmayı istemesi ise onu ev ve eşyanın hizmetçisi yapacak ve baştan beri feminizmin eleştirdiği bir düzleme kadın yeniden yerleşecektir.
Sayfa 70
Bu sözlerim en önce kendi nefsime.
Uzun zamandır okuduğum en güzel cümle, "Din için akıl, hakikati belirlemeye değil anlamaya memurdur." Aklına yatmayan hükümleri inkar edenlerimizin sayısı yadsınamayacak kadar fazla. Evvela, nakil akıldan önce gelir. Önce sana o aklı bahşeden ne diyor ona bak, sonra mahdut aklına bel bağlarsın. Rehberi mahdut aklı olan eninde sonunda yolda kalmaya mahkumdur. Unuttuğumuz bir diğer hakikat ise: Dünyadan geçmiş ve geçmekte olan insan sayısı kadar da akıl mevcut. Yarın da başka nevi akıllar zuhur edecek. Herkesin idrak seviyesi ayrı olduğuna göre, öyle her aklımıza, bir diğer ifadeyle nefsimize uymayanı çıkarıp atsaydık elimizde iman edecek bir İslam kalır mıydı acaba?