Birkaç diğergam ağabeyimizin, kendileri gibi hayırsever insanları dünyanın her yerinden mazlumlarla buluşturmak; ırk, dil, din ayrımı gözetmeksizin zulümle mücadele etmek ve mazluma el uzatmak niyetiyle bir araya gelerek başlattığı, 20. ve 21. asrın şahit olduğu belki de en büyük iyilik hareketinin, kenarından köşesinden müdahil olabildiğim için her fırsatta şükrettiğim güzel vakfımız İHH'nın düzenlediği dolu dolu geçen bir eğitim kampından sonra kendimizi yeşil şehrin kollarına bıraktık. resimyukle.io/r/C4qi0W1gAG Ankara'ya dönmeden önce Bursa'yla görmemiz gereken bazı hesaplar ve yaklaşık 12 saatimiz vardı. Elbette gerekeni yaptık!
Ulu Camii'de tahiyyetü'l-mescid namazıyla başlayan maceramız (aksi düşünülemezdi), Koza Han ile devam etti. resimyukle.io/r/Ksc04JiJtbresimyukle.io/r/YrcLlORw6A Bir avuç kız bir araya gelince ipek satan dükkanlarda epey bir vakit harcamamız kaçınılmaz oldu. Ankara'da hiçbir yerde bulamadığım yumuşacık Bursa şallarıyla Koza Han'dan ayrılır ayrılmaz soluğu Üftade Hazretleri'nin huzurunda aldık. resimyukle.io/r/tW8z9KpZL8 Üftade Hazretleri'ne doğru sefer halindeyken, yani bu uzun soluklu sandığımız yürüyüşün henüz hiçbir şey olduğunu bilmezken, hafiften acıkan karınlarımız -rızık bu ya, nereden geleceği belli olmuyor- Ayşe teyzenin mübareği ziyarete gelenlere ikram etmek üzere döktürdüğü lokmalarla doydu. Allah Ayşe teyzenin hayrını kabul etsin, bu güzel niyetini ve amelini büyük küçük tüm günahlarına kefaret eylesin.
Üftade Hazretleri'nin huzurundayken de ne yazık ki dünyevi koşturmacalardan uzak kalamadık. Haliyle böyle nasipli bir yerde bile öğle namazının arkasına ettiğimiz dua <<Allah'ım sen derslerimizi güzelce alabilmemizi nasip et>> gibi yavan, komik ve aceleye gelmiş bir duadan ibaret kaldı. Hemen
"Seneler evvel Şam’ın meşhur Hamidiye çarşısından geçiyordum. Dükkâncının biri, “Akmışa İstanbulî (İstanbul kumaşları)” diye bağırarak malını satıyordu. Yanına yaklaştım. “Beyabiciğim, Şam’ın üç şeyi meşhurdur: Tatlısı, kızı, kumaşı. Hâl böyleyken siz İstanbul kumaşı mı satıyorsunuz?” diye sordum. Adamcağız şaşırdı. Sonra izah etti. İstanbul kumaşları, İstanbul’a lâyık, yani fevkalâde güzel kumaşlar demekmiş. İstanbul malı kumaşlar değilmiş. Şam’da kaldıkça İstanbulî tabirinin büyük bir övgü kelimesi olduğunu iyice öğrendim."
ekrembugraekinci.com/article/?ID=1232