Zavallı çocuklar her taraftan telkine maruz durumdalar, herkes onlara neyi nasıl yapmaları hatta nasıl düşünmeleri gerektiğini anlatıyor. Anlatıyor anlatmasına da, anlatılanlar kalplerine tesir etmediği müddetçe onların anlam dünyalarında, mefhumları arasında yer edemiyorlar. Mesele Kainatın Yaratıcısı olduğundaysa işler daha da zorlu bir hal alıyor. Bir anne adayı, yine müstakbel bir öğretmen olarak bu soruyu kendime soruyorum: Bir çocuk bana Allah'ı sorsa nasıl açıklayabilirim? Sonra mavi ekran veriyorum. :D Çocuklarla aynı frekansı tutturabilmiş müellifimizin usulü ise onları yeryüzü ayetleriyle buluşturmak. Yani O'nu göremiyorsun ama ne yana dönsen O'nun yarattıklarını görüyorsun. Göz alışkanlığından yaratılış mucizeleri sana alelade işler gibi geliyor. Halbuki insanız, içinde yaşadığımız kitabı okumaktan aciz kalamayız. Hatta dünyaya bizzat bu amaçla geldiğimizi biliyoruz. O halde bir lahza dahi olsa durup tabiatın, bağların bahçelerin, envai çeşit kuşların, kelebeklerin, çiçeklerin, böceklerin, soframızdaki aziz nimetlerin... bize ne söylediğine kulak vermeye memuruz. Aklımızın almakta güçlük çektiği "bâsübâdelmevt" hakikatinin her bahar bahçelerimizde meydana gelişini nasıl da kanıksamışız, hayret dahi etmiyoruz. Bir bardak süt için bir ineği meydana getirmek, onu besleyip yetiştirebilmek için bir otlak, o otlağı konuşlandırıp bahar vakti onda ot bitirmeye bir yeryüzü, bir de Güneş, o Güneş'e bir sistem, o sisteme bir galaksi, bir Samanyolu, bir uzay yaratmak lazım geldiğini, buna da ancak kendisinden başka ilah bulunmayan Rabb'in muktedir olduğunu... Önce kendimiz idrak edebilmeliyiz ki miniklere de izahat verebilelim. Bir meseleye tamamen vakıf olmak ve onu uzun uzadıya anlatabilmek değil, çocuklarla konuşabilmek asıl maharet. İtiraf edelim ki çocuklar böyle