📌 *Avret Yerleri ve Mahremiyet* 👉 *İslâm dini,* insanın şeref ve haysiyetini korumak için *avret ve mahremiyet* hususuna büyük önem vermiştir. Avret yerlerini örtmek, sadece bir edep meselesi değil, Allah Teâlâ’nın emridir. 👉 *Kur’ân-ı Kerîm’de* şöyle buyrulur: _“Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek elbise indirdik...”_ (A‘râf, 7/26) ❗ Mümin erkek ve kadın, Allah Teâlâ’nın *belirlediği ölçüler* içerisinde giyinmeli, avret yerlerini örtmeli ve başkalarının avretine bakmaktan sakınmalıdır. 👉 *Avret* , kişinin kendi cinsine ve karşı cinse göre farklılık gösterir. 🔹 *1.) Erkeklerin Erkeklere Karşı Avreti* 👉 Erkeğin erkeğe karşı avreti, göbek deliğinin altından başlayıp diz kapağının altına kadar olan bölgedir. Göbek deliği avret değil, diz kapağı avrettir. Bir erkeğin *avret yerlerini açması* haram olduğu gibi, başka bir erkeğin de bu bölgelere bakması haramdır. ❗ Top oynarken, yüzerken, hamamda bulunurken, gezerken veya başka herhangi bir durumda avret yerlerinin açık olması caiz değildir. 🔸 *2.) Erkeklerin Kadınlara Karşı Avreti* 👉 Erkeğin kadınlara karşı avreti de, erkeğin erkeğe karşı avreti gibidir. Buna göre bir kadın, şehvet bulunmadığı takdirde erkeğin göbek ile diz kapağı arasındaki bölge dışında kalan yerlerine bakabilir. *Ancak şehvet* bulunursa veya şehvetten korkulursa bakması caiz olmaz. 🔹 *3.) Kadınların Erkeklere Karşı Avreti* 👉 Kadının yabancı *(namahrem)* erkeklere karşı avreti, yüzü ve elleri hariç bütün bedenidir. Genç kadının, şehvet fitnesi sebebiyle yüzünü örtmesi vaciptir. ❗Kadının kayınbiraderi, amca oğulları, dayı, hala ve teyze *oğulları* gibi kişiler de namahremdir. Özellikle bunlara karşı mahremiyet ölçülerine ve tesettürene dikkat etmesi gerekir.
Din İslam
Müslüman Kürtler İslam'ın hizmetkârı Allah'ın Ordusu
Ey Kürt halkım Sizler müslüman atalarımız Eyyubiler ve Mervaniler gibi İslam'a hizmet edin ki Allah CC size dünyada güç kuvvet birlik beraberlik zenginlik bereket şan şeref versin. Kürtler İslam'a hizmet ettiği sürece Allah CC onlara imparatorluk nasip etmiştir. Ne zaman dünya derdine düşmüş o zaman emperyalist ya da dünyevi çıkarlara öncelik tanıyan din kardeşleri tarafından suistimal edilmiştir. Gerçek manada Allah'a kulluk edin ve topyekûn ona dönün teslim olun İslam davası bütün davaların üstündedir. İslâm haktır adalettir ve ahlaktır. İslâm ile hakkınızı arayın ki hem hakkınızı alasınız hem şanınız şerifiniz artsın. Şan şeref isterseniz hepsi Allah katındadır. Müslüman Kürtler İslam'ın hizmetkârı Allah'ın ordusudur. Yahya Doğan
Kurdî
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Üveys el-Karani.
"Yükseklik aradım; tevazuda buldum, beylik aradım; hayırseverlikte buldum, mürüvvet (mertlik) aradım; doğrulukta buldum, şan aradım; hiçlikte buldum, nisbet (asalet) aradım; takvada buldum, şeref aradım; kanaatte buldum, rahat aradım; zühdde buldum."
Alıntı
*HİCRET - 5* *Medine'ye hoş geldin, şeref verir davetin* Peygamber efendimiz "aleyhissalâtü vesselâm" ve Hazret-i Ebû Bekr yollarına devâm ederek mîlâdın 622. senesi Eylülün yirminci ve Rebiülevvelin sekizinci Pazartesi günü Medîne yakınlarındaki Kubâ köyüne vardılar. Bugün Müslümanların hicrî güneş yılının başlangıcı oldu. Birkaç gün burada kalan Peygamberimiz ilk iş olarak Kubâ Mescidini yaptı. Rebiülevvelin 12. Cumâ günü Medîne şehrine doğru yola çıktı. Rânûna Vâdisinden geçerken, öğle vakti olmuştu. Burada ilk Cumâ namazını kıldı ve ilk hutbeyi okudu. Namazdan sonra her ikisi ve yanındakiler develerine bindi ve Medîne'nin yolunu tuttular. Medîne halkı, Peygamberimizin mübârek yüzünü görebilme heyecanıyla, yolları kaplamış ve bayram sevinci yaşıyordu. Enes bin Mâlik, Peygamberimizin Medîne'ye girdiği günden daha güzel ve neşeli bir gün görmediğini ifâde eder. Kadınlar ve çocuklar hep bir ağızdan: *Seniyyet-ül-Vedâ'dan, Bedr doğdu üstümüze,* *Hakka dâvet ettikçe, şükr vâcib oldu bize* *Sen bize gönderildin, Emrullahı getirdin* *Medîne'ye hoş geldin, şeref verir dâvetin* diyerek, kasîdeler söylüyorlardı. Medîne halkı görülmemiş bir tezâhüratta bulunuyor, herkes; "Bize buyrun, yâ Resûlallah!" diyerek, Peygamber efendimizi evlerine dâvet ediyorlardı. Resûl-i ekrem efendimiz devesini serbest bıraktı. Deve ilk defâ iki yetime âit bir arsaya çöktü ve çok durmadan kalktı. Biraz yürüdükten sonra tekrar aynı yere çöktü. Burası Peygamber efendimizin dayıları olan Neccâroğullarından Ebû Eyyûb-i Ensârî hazretlerinin evine yakındı. Peygamberimiz, bu zâta misâfir oldu. Ensâr (Medîneli Müslümanlar) dîni için vatanını terk eden muhâcir kardeşlerini barındırdı, evlerine misâfir etti, iş buldu, mülklerinden yer verdi ve her yardımı yaptı. -devamı var- *Huzur
Alıntı
Keke şeref keke namuuuuus keke ananın amı...
Türk, ahlâk yapısını bir Peygambere muhtaç olacak kadar hiçbir devirde kaybetmedi! Atatürk, tarih ve dil mevzularıyla yakından ilgilendiği yıllarda, Çankaya’da yapılan toplantıların birinde Mevlâna Celâleddin’in onsekizinci göbekten torunu olan Veled Çelebi İzbudak’a "Allah katından bir ülkeye veya millete bir peygamber neden gönderilir" sorusunu sorar. Veled Çelebi, kısaca, Allah’ın, ahlâk ve iman şartlarını inkâr eden, sapkınlığın had safhaya geldiği ülke, millet veya kavimleri doğru yola sevk etmek için peygamber yolladığını izah eder. Veled Çelebi’nin verdiği cevaplardan pek memnun olan Atatürk der ki: “Evet…çok haklısınız. İşte bu sebeplerdendir ki Yüce Tanrı, Türk ülkelerine ve milletine, bir peygamber göndermek ihtiyacı duymamıştır. Çünkü Türk milleti, İslamiyetten çok çok zaman önce Tek Tanrı inancına sahipti ve ahlâk yapısını bir Peygambere muhtaç olacak kadar hiçbir devirde kaybetmedi. İnsanoğlunun yaptığı putlara tapmadı(…) Biliyorsunuz biz Türkler, İslamiyet’i Tek Tanrı inancını getirdiği için kabul ettik ve onun cihan hareketi olabilmesini kafa ve kılıcımızla temin ettik.¹ Eğer Türkler Müslüman olmasaydı İslamiyet, Musevilik gibi mevzii bir din olarak kalırdı. İslam alemine bu hakikati anlatmak lazımdır. Araplar topraklarında üç semavi din peygamberlerinin gelmesiyle iftihar ederler ve üstünlük iddia ederler.² Bizi de böyle bir nasipten mahrum olduğumuz için küçümserler. Aslında bu bizim ahlâk ve insanlık benliğimizi, hiç bir devirde bir Peygambere muhtaç olacak kadar kaybetmemiş olmamızın ilahî takdir ve tasdikidir. Çünkü hangi Peygamberin nerede irşâd edeceği, Tanrı’nın takdiridir…” (Münir Hayri Egeli, Bilinmeyen Atatürk’ten Hatıralar adlı eserden yararlanılmıştır.) Bu kısımdan sonrası benim yorumlarımı içermektedir: ¹araplar puta
1000Kitap