Bir acep onulmaz derdim var idi, Derde derman buldum Elhamdülillah. Vasil oldum Muhammed Mustafa`ya, Ağlar iken güldüm, Elhamdülillah. Açıldı sır babı seyhim yüzünden, Can safalar sürdü tatlı sözünden. Masiva tozunu gönül yüzünden, Tevhit ile sürdüm, Elhamdülillah. Bir şehre vardım ki adı denilmez, Bir bahre daldım ki haddi bulunmaz. Mürde dil olarak geri dönülmez, Ölmezden ön öldüm, Elhamdülillah. Hakk'ın dergahına tutmuşum elim, Gördüğüm halleri serh eyler dilim. Yokluk ummanına uğradı yolum, Fena fillah oldum, Elhamdülillah. Yunus Emrem kamil oldu imanın, Hazreti Hakk'a vasıl oldu canın. Lamekan şehridir senin mekanın, Beka billah oldum, Elhamdülillah. Yunus Emre
Trump, İsrail’in İran nükleer tesislerine tek başına saldırmasına yeşil ışık yakıyor ama araya çok tüccarca bir şerh koyuyor: "Eğer küçük çaplı olursa..." Rasyonel Analiz: Trump iki gün önce Versay'da petrol fiyatlarını düşürmek ve Hürmüz’ü açmak için İran’la bir mutabakat imzaladı. Şimdi İsrail'in İran’a topyekun, büyük bir savaş başlatacak şekilde saldırmasına izin veremez; çünkü bu durum petrolü yeniden 100 doların üzerine fırlatır ve kendi imzaladığı barış zaferini çöpe atar. Ancak İsrail sağının öfkesini dindirmek ve Wall Street’teki lobilerin gazını almak için de Tel Aviv'e adeta bir "stres atma/itibar kurtarma operasyonu" izni veriyor. Yani "Büyük bir savaş çıkarmadan, İran'ın canını acıtacak küçük bir hava akını yapacaksanız arkasındayım, ama gemiyi batıracak kadar büyük oynamayın" diyor. G7 Zirvesi’nde kameralar önünde Netanyahu'yu Lübnan'daki yıkım yüzünden sertçe eleştiren, arkada telefonda azarlayan Trump, Kanal 14’e çıktığında "İlişkimiz çok iyi, mükemmel" diyor. Bu, Amerikan iç siyasetindeki seçim finansmanı ve lobi baskısının Trump’a nasıl bir adım geri attırdığının kanıtıdır. Trump, Netanyahu’nun şahsından nefret etse veya onun politikalarını "akılsızca" bulsa bile, ABD’deki Yahudi sermayesini karşısına alarak topal ördek konumuna düşemeyeceğini çok iyi biliyor. Kameralar önünde "Bibi ile aramız müthiş" tiyatrosu oynayarak içerideki finansal ablukayı dağıtmaya çalışıyor. Lübnan saldırıları nedeniyle İsrail’e silah ambargosu iddiaları sorulduğunda "Bu konudaki söylentileri hiç duymadım" demesi, Trump’ın tipik bir inkâr ve zaman kazanma taktiğidir. Pentagon koridorlarında bu ambargonun konuşulduğunu sağır sultan bile bilirken, Trump bu topa girmeyerek hem İsrail'e açık açık mavi boncuk dağıtıyor hem de kendisini bağlayacak net bir taahhütten
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Funda'dan...
"Bazen en kalabalık odalarda bile, bakışlarımızı yere düşüren o gizli yalnızlıkta çoğalırız." Hangimiz gün içinde bu iki fotoğraf arasında mekik dokumuyoruz ki? Bir an dünyanın bütün neşesine talip oluruz; bir sonraki an kendi iç denizimizde kopan fırtınalarla boğuşuruz. Bu kareler bir kişiyi gösteriyor olabilir ama aslında aynaya bakan herkesin ortak hikâyesidir. Çünkü biz ne sadece dışarıya gülümseyen yüzümüzden ibaretiz ne de içimize kapandığımız o sessiz anlardan... Biz, iki bakışın arasındaki o ince çizgide yaşayan; biraz umut, biraz kırgınlık, biraz da eksik kalmış insanlarız. Fotoğraf donuktur. Ama insanın içinden geçenler hiçbir zaman öyle kalmaz. Sahi, siz bugün akşama hangi bakışla şerh düştünüz? Dünyaya gülümseyen bir beyanla mı, yoksa kendi içine katlanan bir sükûtla mı?
Malya’nın Yabancı Kılıcı: Babai İsyanı’nda Frenk Paralı Askerleri ve Selçuklu Meşruiyetinin Epistemik Kırılması 1240 yılında Malya Ovası’nda patlak veren Babai İsyanı’nın tasfiyesi, Türkiye Selçuklu tarih yazımında genellikle bir iç asayiş vakası ya da Moğol istilası öncesi dinsel-sosyal bir patlama olarak ele alınır. Ancak bu isyanın bastırılmasında kritik bir "operasyonel koçbaşı" olarak devreye sokulan zırhlı Frenk (Latin/Haçlı) paralı askerleri, askeri bir zorunluluğun ötesinde, Selçuklu merkezî otoritesinin teolojik, bürokratik ve toplumsal meşruiyet zeminindeki derin bir çürümenin sembolüdür. Bu makale; Malya Ovası’nı Selçuklu’nun yapısal fay hatlarının kesiştiği bir kriz nexusu (kesişim merkezi) olarak kabul ederek, Frenk askeri kullanımının toplumsal hafızada, askeri teolojide ve merkez-çevre geriliminde yarattığı kümülatif kırılmayı tarih sosyolojisi merceğinden incelemektedir. 1. Bir Kriz Nexusu Olarak Malya Ovası Anadolu Selçuklu Devleti, göçebe ve yarı göçebe Türkmen kitlelerinin askeri mobilitesi ve fetih dinamizmi üzerine inşa edilmiş heterojen bir yapıydı. Ancak devletin kurumsallaşma, yerleşik hayata geçme ve Fars kökenli bürokrasiyle merkezîleşme politikaları, sistemi kuran asli unsur olan Türkmenleri zamanla taşraya ve yönetimsel çepere itti. II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde zirveye çıkan vergi adaletsizlikleri, toprak düzenindeki bozulmalar ve Moğol baskısıyla sıkışan nüfus, Baba İlyas ve Baba İshak’ın karizmatik liderliğinde teolojik-siyasal bir patlamaya (Babai İsyanı) dönüştü. İsyanın Amasya ve Tokat hattından başkent Konya’ya doğru bir çığ gibi büyümesi, Selçuklu’nun yerel askeri mekanizmalarını felç etti. Devlet, tahtı ve rejimi korumak adına son çare olarak Malya Ovası’nda ağır zırhlı Frenk süvarilerini cepheye sürdü. Niceliksel olarak
Tarih
Bir inancın ana kaynağı (kitabı, sünneti, kelamı, geleneksel külliyatı) sabit bir dil mimarisi üzerine kuruludur. Milletin dili bozulduğunda, yeni nesiller kutsal metinlerin ve o metinleri şerh eden dikey kütüphanenin diline yabancılaşır. Aradaki bağ koptuğunda, insan inandığı şeyin aslıyla doğrudan temas kuramaz hale gelir. Bu kopuş, insanı araya giren "tercümanlara" ya da yukarıda bahsettiğimiz o "genel geçer matbuatın" ürettiği sahte, sığ ve manipülatif kodlamalara mahkum eder. Kendi kaynağını okuyamayan, dinini popüler kültürün elinden öğrenir
1000Kitap
Cemâlin bir beyit gibi düşer gönlüme, Bakışın şerh ister, okunur hece hece. Gözlerin ki kaderin en latif imzası, Aşk bile edep öğrenir sende, sessizce.
Alıntı