PKK’nin içinde Bucaklar vardır; Cuma Tak bunlardan biriydi. 12 Eylülde Celal Bucak, PKK'li bir akrabasıyla aynı kelepçeye bağlanır. Bucak, ‘yeğenim’ der. Yeğen, yüzüne bakmaz. Artık çok geçtir. Bucak’ın gözlerinden yaş akar.
Derler Celal Bucak çarşıya çıkar ve ona selam vermeyen biri olursa yanında gezen adamlar derhal adamı döverler. Celal Bucak günün birinde Gümrük Hanı Kahvesi'ne gelir. Herkes ayağa kalkar. Bir grup genç önünde bir bildiri okumaktadır. Gençler Celal Bucak'ı gördükleri halde yerlerinden kalkmaz, sohbetlerine devam ederler. İçlerinde bazıları kalkalım mı kalkmayalım mı diye içlerinden geçirir. Sonuçta kalkmazlar. Celal, ayağa kalkmayan gençlerin yanına gelir. Merhaba gençler der, ses yok; iyi misiniz, ses yok; elini uzatır, ama kimse elini tutmaz. Hikâye, Siverekte yayılır. Kim bu gençler. Derler, Apocular... eklerler, ayağa kalkmadılar. Derler Cuma Tak ayağa kalkmadı.
Hilvan’da Öcalan adı dilden dile yayılır. Kimi şarkılar söylenir. Bunlardan biri halen söylenir: "Apo hatiye Hilwanê, şewqa xwe da rihanê." ("Apo geldi Hilvan'a
şavkı vurdu reyhana"). 90'lı yıllarda, şarkının sözleri "Apo geldi Hilvana, şavkı vurdu Botan'a" olarak değiştirilir.
Günün birinde, biri, bir kış günü üzerindeki kazağı çıkarıp silaha sarar. Ne yapıyorsun, hasta olacaksın diyenlere şu yanıtı verir: "Bu bizim tek silahımız. O kadar arkadaşın emeğiyle alındı, pas tutarsa yenisini alamayız. Ama ben ölürsem, ikinci arkadaş çıkabilir
“Apocular dış görüntüleriyle bile bu tarihte dikkat çekerler. Parka giyen, Esem Sport marka ayakkabıyla dolaşan ve vururuz demeyen, gerçekten vuran tiplerdir.”