Serhat

Yine Öcalan için anlatılan ilginç olaylar vardır. Öcalan Ramazan ayında Urfa’ya gelir ve bir evde tam sekiz saat konuşur. Biri uyuklar. Fuat Kav, oruçlu arkadaşlarımız var der. Öcalan hemen ara verir ve tutabilen tutsun, der. Durmaz şunu söyler: Eğer o gün, oruç tutmayın deseydi, peşinden gitmezdim. Bu ve benzer davranışlar Apocular ve Öcalan’ı halk içinde bir efsaneye dönüştürür. Adam gözetmemek, haklının yanında olmak militanlar için önemli bir barometre olur. Örneğin diğer siyasetlerde akrabalık önemlidir. Bazen ülkücülerle kavga edilir ve kavga daha sonra bir köy meselesi gibi büyüklerin araya girmesiyle hallolur. Geriye kiralık ağızlarla yapilan vurduk-kırdık edebiyatı kalır. Şu örnek ilginçtir: Bu tarihte Urfa’da gelişmiş fotokopi makinaları yoktur. Bildiri ve afişler Antep'ten gelir. Bu geliş ve gidişler tıpkı bir film gibidir. Otobüs firmalarında çalışan muavinlerin afiş taşıma işinde gösterdikleri mahirlik gözardı edilmez. Bu yüzden bazı muavinler gözaltına alınır. Otobüs, Sarayönü’ne gelir ve Belediye Bahçesi’nde oturan militanlar saate bakar; otobüsün yanaşmasıyla ayağa kalkar, biraz yürür, muavini gördüğü an durur. Ya afişleri alıp hızla uzaklaşır ya da Kültür Derneği’nin üst katında bulunan Sümer Lokantası’nın önünde duran Murat 124'le afişleri merkez evlere ulaştırır. Buradan afişlerin dağıtımı başlar. Bu afişlerden geldiği günlerin birinde Öcalan Urfa’dadır. Herkes Hacıkilibo’nun evinde beklemektedir. O gece afişleme yapılacaktır. Osman Öcalan, Veysi Aydın ve Salih Kubat, Eyyubiye mahallesinde bir bekçiye takılırlar. Afişleme yapılmaz. Yakubiye mahallesinin duvarları bomboş durur Öcalan, Osman’ı fırçalar, "Bir bekçiden korkup afiş asmadınız" der ve ekler, "alıp götürün bunu ve adam edinceye kadar bulaşık yıkatın." Osman, Sinekli mahallesine getirilir ve
Sayfa 260 - Alfa Kitap·Kitabı okuyor
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Traktörlerle birlikte ağalar daha bir güçlenmiştir. Kürdistan'da bey, emir ve şeyhler vardır. Ağalık ise Cumhuriyet'le birlikte geliştirilmiştir; ağalık, Cumhuriyet'in kendine adam arayışıdır. Ciddi bir kurum değildir. Aksine özü itibariyle korkaklığı ve uşaklığı simgeler. Ağanın kendini büyüttüğü, büyüklüğünü ilan ettiği iki şey vardır, bunlardan ilki toprak, ikincisi nüfuzdur.
Sayfa 257 - Alfa Kitap·Kitabı okuyor
Kadim halkar, ne kadar çürümüş olurlarsa olsunlar, ölüme razı olmadıkları takdirde kimse onlar öldüremez, çürümüş gövdenin altından sıyrılan bir dal bile halkın dirilmesine yeter. Beride Kürt meselesi; ya Tanrı’ya bırakılacak, ya tarihe.
Sayfa 236 - Alfa Kitap·Kitabı okuyor
Denize yaklaşıp yorgun düşen ırmaklar gibidir bu tarihte grup. Onu alacak ve kavrayacak okyanus ise henüz yoktur. Ne yapmalı diye Öcalan düşünür. Başka bir denizin kıyısıda birikinti olmaktan ya da başka bir denizin içinde kaybolup gitmektense, kendi kendinin deltası our; bir ana kolla, varlık sürebilir.
Sayfa 230 - Alfa Kitap·Kitabı okuyor
18 Mayıs’ta bir haber Mahmut Aktaş üzerinden bir haber alır: Haki vuruldu! Öcalan kalbinden vurulur. Benim yarım dediği adamın vurulma haberidir bu. Gövdesi ikiye bölünür. Ruhu parçalanır. Yerinde duramaz. Bir kartal gibi gagasını vuracak kaya arar. Ev arkadaşı, sırdaşı, dostu, dava arkadaşı yani bu sıfatların hepsi ve bu sıfatların hepsinden daha fazlası, Haki; vurulmuştur... Öcalan, Haki'nin ölümüyle sessizleşir, dili beynini döven kuru bir sopa gibi ağırlaşır, elindeki çay dökülür, şunu söyler: "Gökkube başımıza yıkıldı."
Sayfa 227 - Alfa Kitap·Kitabı okuyor