Ben mavi yakalı değilim ama beyaz yakalı da değilim. Ne kadar beyaz gömlek giyersem giyeyim, yakamda kırışık izi bulunuyor ve ne kadar saklamaya çalışsam da bu görünmez iz karşıdan belli oluyor. Fakirlik öyle bir renk ki, hangi rengin üstüne giysen, karşıdan sırıtıyor. Beyaz yakalı olabilmek için, illa iki takım elbisemden birini seçiyor, içime mutlaka beyaz gömlek giyiyorum. Kravat da takıyorum hatta. Ama olmuyor, geçmişim, çocukluğum, memleketim, anamın sağdığı süt, babamın biçtiği ekin, sokaklarında koştuğum toz toprak gelip ceketin omuzlarına kepek gibi dökülüyor. Üstüme serpilen bu fakirliğin boyutunu, öğretmen olma ihtimalimin ailede milletvekili olmuşum gibi etki yaratmasından anlayabilirsiniz. Eğitim fakültesini kazandığım için ağlayan anne babam, mezuniyetimde yakama küçük altın takacak kadar gururlu; giderken "Altını sen kaybedersin şimdi, düğününde tekrar takarız" diye geri alacak kadar da yoksuldu.