Şerife Çelik

Şimdi gelelim sevgi kültüründeki biz bilincinde olan kişinin değerlerine. Biz bilincindeki kişinin temel değeri hakkaniyettir. İlişki içinde diğerinin gözüyle olayları görüp, yani empati içinde olup adil olmaya önem verir. Ne kendi hakkının ne de başkasının hakkının yenmesine razı olur. Kim güçlü ya da kim güçsüz davasında değildir, haklının hakkının verilmesi peşindedir. Onun için insan ilişkilerinde güven çok önemlidir ve bir insanın kazanabileceği en yüksek makamın güvenilecek bir insan olmak olduğuna inanır. Biz bilincindeki kişinin en baş değerlerinden biri de gerçeğe saygıdır. Konuşurken, bir olayı değerlendirirken bildiği ne ise onları söyler ve o kadar söyler. Kendine yalan söylemez, söyleyemez; o nedenle başkasına da yalan söyleyemez. Gerçeği ortaya çıkarmayı hedefleyen eleştirilere teşekkür borçlu olduğunu bilir, çünkü yaşam onun için bir 'hakikati keşfetme yolculuğu'dur, güç kazanma ya da güç kaybetme uğraşısı değil. Kendini anlamak ve yaşamı anlamak ona heyecan verir. Keşfetmek, bilgi sahibi olmak, sorgulamak, düşünmek onun için çok önemli meziyetlerdir. İlişki içinde olduğu tüm canlılara, etki alanı içinde hizmet etmek ister. Yazın mahallenin kedi ve köpeğinin susuz kalmaması onun için üzerinde düşünülecek önemli bir konudur. Hizmet etmeyi yaşamanın anlamını veren temel bir değer olarak görür. İstismar etmez, istismar edilmesine izin vermez, ama etki alanı içinde hizmet etmeye önem verir. Sürünün bir parçası olarak yönetilmek istemez, çoban olup diğerlerini yönetmek de istemez ama hayatına giren insanlarla birlikte 'yönetişim' içinde olmak ister. O nedenle ister apartman yönetimi olsun ister okul aile birliği, isterse ülke yönetimi, mutlaka sürecin bir parçası olarak yönetimin içinde bulunur, 'Bane ne!' demez. Hayatının baskın duygusu sevgi ve güvendir.
Sayfa 273 - Kronik Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Korku kültüründe korkutulan, kendini güçsüz durumda gören sen bilincindeki kişi, öğrenilmiş acizlik içindedir. Yapabileceği tek şeyin durumdan şikayet etmek olduğuna inanmıştır. O nedenle sürekli yakınır ama sorunları çözmek için hiçbir şey yapmaz. Çaresizliğinden dolayı fakir olmayı, kaderi ve olumlu bir değer olarak görür, 'iyi insan' zengin olamaz, zengin olmayı istemek bile kötüdür. Cahil olmaktan hiç sıkılmaz ve sürekli kendini geliştirmek isteyenlerin derdinin ne olduğunu da bir türlü anlayamaz. Güçsüz olmayı kabul etmiştir ama sürekli bekleyiş halindedir, bir gün kader ona da güler ve kendisini güçlü durumda bulursa, o zaman kendine yapılmış olan tüm gaddarlıkların ve sevgisizliklerin intikamını alacağını bilmekte ve kinini canlı tutarak sabırla beklemektedir. İtaat onun için kutsal bir değerdir ve güçlü gördüğü, korktuğu büyüklerinin gözüne girmek için her şeyi yapabilir. Onun için doğru ya da yanlış diye bir şey yoktur, büyüklerin dediğini yapmak ya da yapmamak vardır. Kendi yaşamını yönetmekten aciz olduğu için kendi yaşamından sorumluluk almaz. Nasıl ki bir koyunun bir sürüye ve sürünün de bir çobana ihtiyacı varsa, onun da kendi gibi düşünen ve inanan bir gruba ve o grubu yönetecek güçlü bir yöneticiye ihtiyacı vardır. Hayatında mutlaka korkulacak birinin olması gerekir, aksi halde ne yapacağını bilemez, zıvanadan çıkar. "Korku kültüründe kendini korkulan, güçlü durumda gören Ben bilincindeki kişi, 'Dediğim dedik, öttürdüğüm düdük,' bilinci içindedir. Hiç kimseye sormadan aklına estiği gibi yapar. Kendisini eleştirenlere tahammülü yoktur, eleştiriyi kendine yönelmiş bir saldırı olarak görür. Fakir olmak onun için güçsüz olmak demektir ve affedilmeyecek, hiç acınmayacak bir durumdur. 'Acırsan acınacak hale gelirsin,' ilkesini benimsemiştir. Fakiri, güçsüzü
Sayfa 272 - Kronik Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat
Asıl yetimler, anadan babadan değil, bilim ve ahlâktan yoksul olanlardır. HAZRETİ ALİ
Sayfa 253 - Kronik Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat
İnsan özünü hesaba katmayan, mal, mülk ve güç düşkünü hasta toplumların "iyi" ve "doğru"su ile insan özünü hesaba katan, insanın kendi yaşamında kendisi olarak var olmasını önemseyen sağlıklı toplumların "iyi" ve "doğru"su farklıdır.
Sayfa 250 - Kronik Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat
Bülbülü altın kafese koysalar da " Ah vatanım!" demişti. İnsanın çocukluğu anavatanıydı, o çalınırsa, altın kafes içinde yaşanılan meslek yaşamının, aile yaşamının, toplumsal yaşamın hiçbir anlamı yoktu.
Sayfa 248 - Kronik Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam