Şerif ERTAŞ

Şerif ERTAŞ
@serif_ertas
memur
Rize
Diyarbakır, 20 Mart 1992
15 okur puanı
Ocak 2021 tarihinde katıldı

Şerif ERTAŞ

, bir kitap okudu
Puan vermedi·280 syf.·
2022 5. kitabı
Necmettin Erbakan
9.4/10 · 6bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Ben, yer ve gökte yerleşemedim. Fakat mümin kulumun kalbine yerleştim." Hulul ve vahdetu'l vücudu savunan çevreler bu söze dayanarak hulul ve vahdetu'l vücut tezini güçlendirmeye çalışırlar. Hâlbuki hadis dedikleri bu sözün senedi tüm muhaddislere göre sahih olmadığı gibi, metninin ifade ettiği mana da İslam'ın temeline zıttır. Çünkü İslam tevhid dinidir. İslam'a göre Allah(c.c) her şeyin yaratıcısıdır. Dolayısıyla Allah(c.c) yarattığı mahlûkun içine girmez. Bu düşünceyi savunanlar vahdetu'l vücut ve hulul ehlidir. Bunların küfrü Yahudi ve Hıristiyanların küfründen daha belirgindir. Zira bunlara göre her şey Allah(cc) olduğu gibi, Allah(c.c) kendi yarattığı mahlûkun içine de girer. Malum bu düşüncenin küfrü güneş gibi açıktır.
"Şehid kendi akrabasından yetmiş kişiye şefaat eder.” Kulluk görevini yerine getirmeye gayret etmeyen çevreler bunun gibi hadisleri delil göstererek şöyle derler: "Biz her ne kadar kötü işler yapıp ibadet yapmasak da yine de Allah(c.c) bizleri büyük velilerin ve şeyhlerin şefaatiyle affedecektir. Onlarin vasıtasıyla bizleri cennetine sokacaktır. Zira Kur'an'da nice ayetler şefaatten bahseder. Hadislerde bahsi geçen nice âlim ve şehitler bizim gibi günahkârlara şefaat edecekler.” derler. Cevaben diyoruz ki, şefaat konusunda doğru düşünen çok az Müslüman mevcuttur. Zira Yahudileşmiş bazı kafalar, biraz evvel söylediğimiz gibi düşünürler. Bazı çağdaş Mutezileler de şefaati "torpil” diye değerlendirip, İslam'da ve Kur'an'da böyle bir şey yok, diyerek tüm şefaat çeşitlerini reddederler. Bu çağdaş Mutezileler, bu çıkışlarıyla tarihteki Mutezilelerin yapmadıklarını yapmaktadırlar. Çünkü eski Mutezilelerin hiç birisi büyük şefaati reddetmemişlerdir. Fakat bu çağdaşlar bu kısmı da reddederler. Hâlbuki hakiki Müslüman, şefaat konusunda ne onlar ne de bunlar gibi düşünür. Zira şefaat onlarca ayet ve hadislerde sabit olduğu gibi bazı şartlara da haizdir. Mesela; makbul şefaatte, şefaat eden kişi Allah(cc) katında bir değere sahip olmalıdır. Onun için şefaati istenilen kişi de şefaate layık olan kişi olup şirk ve küfür ehli olmamalıdır. Dolayısıyla şefaat keyif ve hevese göre değil, bilakis şartlar ve kaidelere bağlıdır. Allah(c.c) istediğine verir, istediği günahı affeder. Malum, gelecekte kişiye kimse şefaatçi olur mu olmaz mı? Şefaatçi şefaat ederken Allah(c.c) kabul eder mi etmez mi? Hepsi belirsizdir. Zira Allah(c.c) izin vermediği müddetçe kimsenin şefaati fayda vermez. Aslen Kur'an'ı bir bütün olarak ele alanlar bilirler ki, şefaat iki kısma bölünür. İlki, menfidir;
"Kıyamet kopmaz, ta ki güneş batıdan çıka na kadar." Bazı nurcu geçinenler deccalin yapacağı her şeyi tevil ettikleri gibi güneşin batıdan çıkmasını da tevil ederek şöyle derler: "Güneşin batıdan çıkması demek zamanla İslam'ın batı devletlerinde kabul edilmesi demektir. Dolayısıyla hadis İslam'ın güneşinin batıdan çıkacağını ifade eder.” Hâlbuki hadisin siyak ve sibakı bunların yaptıkları tevilin yanlış olduğunu ispatlar. Çünkü güneş batıdan çıkınca tövbeler kabul olmaz, der. Bu demektir ki, güneşin batıdan çıkması hakikidir. Mecaz değildir. Malum karine olmadan hakikati bırakıp mecaza gidilmez. Ancak güçlü bir delil varsa o zaman mecaza gidilir. Acaba neden bunlar bu acayip tevillerle bu hadisi tahrif ederler? Güneşi her gün doğudan çıkaran Allah(c.c) batıdan da çıkaramaz mı?
"Allah(c.c), Âdem'i kendi suratı üzerinde yarattı." Bazı müşebbihe çevreler bunun gibi hadisleri delil tutup Allah(cc)'ın sureti var, diye iddia ederler. Hâlbuki hadisteki zamir Allah(c.c)'a değil Âdem'e racidir. Manası şöyle olur: "Allah(cc), Âdem'i olduğu şekil üzere yaratmıştır.” Öteki insanlar gibi rahimde değişik merhaleler geçirerek yaratmamıştır. Bilakis ruh üflendiğinde tam kişiliğe sahipti. Kendi zürriyeti gibi önce su, sonra kan pıhtısı, sonra et parçası merhalelerinden geçmemiştir. 27- "Eğer İsrailoğulları olmasaydı, et koklanmazdı. Havva olmasaydı, kadın kocasına hainlik yapmazdı." Bazı hasta kalpli insanlar bu hadisi delil gösterip, Hz. Havva'yı ve tüm kadınları kötülerler. Bazıları da Hz. Peygamber(s.a.s)'in kadınları küçümsediklerini söylerler. Hâlbuki hadisin manası şöyledir: “Eğer israiloğulları eti evde saklayıp koklattırmasaydılar ve bunu böylece adet haline döndürmeseydiler, bu konuda topluma kötü örnek olmasaydılar, eti stok edip koklattırmazdı. Eğer Havva ağaç yemeyi Âdem'e süslendirmeseydi, şu andaki kızları, kocalarını sözleriyle ve fiilleriyle rahatsız etmezlerdi." Yani hadis erkekleri teselli edip kadınlara karşı iyi davranmalarını tavsiye eder. Ve der ki, bu kadınların bazı küçük hatalarını affedin. Zira kadınların tabiatında bu küçük hataları yapma mevcuttur. Büyük anneleri Hava da böyle küçük hataları yapmıştır. Hz. Âdem onu affetti. Dolayısıyla kadın zayıftır. Bazen kadında gördüğümüz kusurları aczi yetinden olduğu için onu affedin, demek ister.