Televizyon dünyayı daha yakından tanımamızı sağlayarak
ufkumuzu mu genişletiyor, yoksa kaçmaya çalıştığımız dünyayla
aramıza mesafe koymamızı sağlayan bir araç mı?
. T.S. Elliot'un dediği gibi, "Televizyon, milyonlarca insanın
aynı şakaya aynı anda gülmesini sağlayan, ama kendilerini yine
de yalnız hissetmelerine neden olan bir eğlencedir."
Hayatın öğretilemeyeceğini, öğretilebilme umuduyla guru tarzı kişilerin çevresine toplananlar ve yaşam yönergesi türündeki kitapları uyuşturucu bağımlıları gibi izleyenler dışında, çoğumuz biliyoruz.
Fizikçi Eddington, "Çoğu zaman 'bir'i incelemeyi tanımladığımızda 'iki'ye ilişkin her şeyi bildiğimize inanırız, çünkü 'iki', 'bir ve bir'dir. Ne var ki, böyle düşündüğümüzde 've'yi henüz incelememiş olduğumuzu unuturuz," diye yazmıştı. "Mabedin çanlarının sesini duydunuz mu? Şu anda neyi dinliyorsunuz? Sesleri mi yoksa sesler arasındaki aralıkları mı? Eğer bu sessiz aralıklar olmasa sesler asla bu kadar etkili olmayacaktı," der Krishnamurti de.
Batı kültürü etkisindeki düşünce tarzında bize, dikkatimizi incelemekte olduğumuz konu üzerine yoğunlaştırmamız ve bu konu dışındaki şeylere dikkatimizi yönelterek dağıtmamamız öğretilir.
Krishnamurti'ye göre, "...Bundan çok farklı bir dikkat daha vardır ki bu tür dikkatte zihin hiçbir şeyi dışlamaz, dışarıda bırakmaz. Bu sayede, zihin, dışlamaya çalıştığı şeylerin direnciyle karşılaşmayacağı için daha güçlü bir dikkat gerçekleşir. Başka düşüncelerin zihninize girmesini önlemek için, bilerek ya da bilmeyerek, zihnin çevresinde bir direnç duvarı ördüğünüzde zihninizin bütünü değil bir bölümü çalışıyor demektir."
Krishnamurti'nin bu sözleri bazen hayat yanı başımızdan geçip giderken nasıl olup da göremediğimizi açıklar nitelikte. Çünkü hayat, ayrıntı olarak bakmaya şartlandırıldığımız için göz ardı ettiğimiz yerlerde aslında.
"Bilimin egemen olduğu bir kişilik, ilkel yanlarından kopuk
olduğu için ehlileştirilmeye açıktır, bunun sonucu olarak da biz
Batılılar, yüksek disiplinli, iyi örgütlenmiş ve mantıklı varlıklarız. Ama diğer yandan, bilinçdışı kişiliğimizin bastırılmasına izin verdiğimiz için, ilkel insanın bilgeliğini ve uygarlığını anlama ve takdir edebilme imkânından yoksun bırakılmışız. Tabii bilinçdışı kişiliğimiz yine de varlığını koruyor ve zaman zaman denetimden
çıkıp patlarcasına ortaya çıkabiliyor. Bu nedenledir ki biz Batılılar, insanları en uç noktalarda şok edebilen barbarlıklara kolayca kayabiliyor, bilim ve teknolojide başarı kazandıkça, keşiflerimizi ve icatlarımızı şeytanca amaçlar için kullanabiliyoruz." jung