Ne garipti, hepimiz Halit Ayarcı'nın elinde bir kukla gibiydik. O bizi istediği noktaya getiriyor ve orada bırakıyordu. Ve biz o zaman, sanki evvelden rolümüzü ezberlemiş gibi oynuyorduk. İçimde ona karşı hiddet, kin, isyan ve hayranlık birbirine karışıyordu.
"Bu gece ben Mübarek'i çok değişmiş gördüm. Nasıl diyeyim, fazla sütlü gibi geldi bana!" "Doğru!" diye cevap verdim. "Para, refah, fazla kazanma hırsı hepimiz gibi onu da değiştirdi."
Ben aşktan daima kaçtım. Hiç sevmedim. Belki bir eksiğim oldu. Fakat rahatım. Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde... Fakat daima ödersiniz. Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz.
Yazık ki etrafın gösterdiği çok dostça bilgiyi birkaç alim taslağı bozmaya kalktı. Böyle bir insanın mevcut olmadığını, kitabımın baştan aşağı uydurma olduğunu söylemek küstahlığında bulundular. Bu esere başladığım zamanki ruh halinde olsaydım bütün tenkitlilere memnun olur. "Oh Yarabbim!"derdim, "Sana bin şükür. Hiç olmazsa aklı başında birkaç kişiye rastlamak mümkün! İşte yalanı kabul etmiyorlar... Fakat yazık ki değişmiştim... Kaldı ki muharrir sıfatıyla ortada izzetinefsim de mevzubahisti. Ayrıca da Ahmet Zamani Efendi'yi sevmiştim. Varlığından şüphe etmek bana ağır geliyordu. Tek kelime ile, Halit Ayarcı'nın izafilik dediği şeyin, tabir caizse, bir hakikat olduğunu kendi hayatımda yaşıyordum.