#fundaokuyupyorumluyor
@evrenselkulturyayinlari ndan çıkan
@uuslu.serkann nun kaleme aldığı #gidemeyiş adlı kitabı ile geldim.
David, ailesini trajik bir şekilde kaybettikten sonra nefes alabilmek için yolculuğa çıkar, bu yolculuk bir kaçıştan çok bir yüzleşmeye dönüşür.
Bulgaristan’dan Edirne’ye uzanan bu yol, sadece şehirler arasında değil; geçmiş ile gerçekler arasında da gidip gelen bir hikâyeye dönüşüyor.
Yazar, okura David’in yalnızlığını, yabancı bir yerde tutunma çabasını ve içindeki kırılmışlığı çok güzel bir şekilde hissettiriyor.
Roman ilerledikçe hikâye yalnızca bir kayıp anlatısı olmaktan çıkıyor. Satır aralarına gizlenen sırlar, şüpheler ve geçmişe dair ipuçları, merak duygusunu sürekli canlı bir şekilde yansıtmakta. Hatta bir noktadan sonra kendinizi adeta olayların içindeymiş gibi hissediyoruz.
Öyle ki her detay, romanda önemli bir anlam buluyor.
David’in Edirne’de tanıştığı Caroline ile hikâyeye bambaşka bir duygu katıyor. En savunmasız anlarda karşılaşılan insanların hayatımıza girişi, bazen bir insanın varlığı, karanlık bir hayatın içinde küçük de olsa bir ışık olabiliyor.
Okurken insanın aklına roman boyunca şu soru geliyor:
Gitmek gerçekten bir çözüm mü, yoksa insan nereye giderse gitsin kendini de yanında mı götürür?
Gidemeyiş, temposunu düşürmeden ilerleyen bir roman olmasının yanında insanın acıyla baş etme biçimini, yalnızlığını ve hayata yeniden tutunma çabasını da yazarın yalın dili ve süsten uzak betimlemeleri sayesinde okura çok güzel bir şekilde aktarıyor. Karanlık geçmişlerin, beklenmedik tanışmanın ve iç içe geçmiş sırların tesadüf gibi görünen detayların altında yatan etkenlerin öteki yüzüyle karşılaşıyoruz.
Okurda hem merak duygusu hem de derin bir iç sorgulama aynı anda oluşuyor. Bazen kaçtığımız yer değil, yüzleşmekten
GidemeyişSerkan Uslu · Evrensel Kültür Yayınları · 202537 okunma
Bu dünya bir misafirhane, tren beklediğimiz bir istasyon ya da içinde yolculuk yaptığımız dünya treninin bir vagonu. Evladım burada sonsuza kadar kalmayacağız. Ya beklediğimiz tren gelecek bineceğiz ya da ineceğimiz durak gelecek ineceğiz. Ayrıca ölüm kötü bir şey değil, bizi orada bekleyen, bizden önce oralara gitmiş olan yakınlarımıza kavuşacağız. Ölüm kötü bir şey olsaydı Tanrı’nın yolladığı peygamberler ölürler miydi?
Aşk, sevdiğine kavuştuğunda, iki bedende tek beden olmak ve beni bırakıp biz olmaktır. Aynı yastığa başını koyduğunda, uykunun tutmadığı anlarda, pencereden içeriye sızan ay ışığının yansımasında uyuyan sevgilinin, gül yüzünü ve masumca bebek gibi nefes alışverişini izleyerek uykuya dalmanın adıdır aşk.
Dünyayı paylaştığımız, hiçbir canlıyı görmezden gelmeden doğamızı hunharca kirletmeden, kendi çıkarlarımız için ağaçları katletmeden, konuşmaktan aciz minik dostlarımıza eziyet etmeden bu dünyadan göçmeliyiz.