Bizim duygularımızı her zaman geçiştiriyorsunuz. Başımızı okşayıp "Geçer bunlar..." dediğinizde her şey bitecek sanıyor, acımızı utanç verici derecede basitleştiriyorsunuz. Halbuki, biz sadece anı yaşamanın derdinde değiliz. İleride bir dağı gösterip "Oraya kadar gidebilirsen her şey düzelecek!" dediğinizde söylediğiniz şeyin muhtemelen doğru olduğunu ve oraya gitmemiz gerektiğini de düşünüyoruz. Fakat siz bunu söylerken şu an yaşadığımız şiddetli ağrıyı bile isteye yok saymamızı, görmezden gelmemizi istiyorsunuz. "Hadi, az kaldı. Devam et!" diyerek bizi ağrılar içinde yürümeye zorluyorsunuz, size göre iyileşebilmemizin tek yolu bu! Şüphesiz ki bu işte bir yanlışlık var. Eğer bana sorarsanız da yanlış olan sizsiniz, biz değil!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
umarım böyle yalanları söylemeye gerek duymayacağım ve bu saçma ahlak kurallarının tamamen değişeceği günler bir an önce gelir. işte o zaman insanların düşüncelerine göre değil, kendi doğrularıma göre özgürce yaşayabilirim.
toprağın üzerinde çöküp bu içler acısı halime ağlamak istiyorum. ... ama ne kadar kendimi zorlasam da başaramıyorum bunu. belki de artık ağlayamayan göz yaşı dökemeyen bir kızım ben.
aynadaki yansımama her baktığımda cazibe dolu ve parlak gözlere sahip olmayı diliyorum. mavi bir golü andıran veya yeşil bir çayıra uzanmışken, gökyüzünden ara ara süzülerek geçen bulutları, hatta kuşların gölgelerini bile yansıtabilecek gözler...
sabahlar gri. her zaman aynı, hiç değişmez. var olmamış olmayı en çok bu zamanlarda diliyorum. sabahları yatağımda uzanırken hep isteksiz ve karamsarım. nefret ediyorum bu halimden, ayrı ayrı onlarca pişmanlığımın göğüs kafesimde birikip taşlaşmasından ve acı içinde kıvranmaktan...