Her insanın ölümü deneyimleme biçiminin yaşadığı sosyal ve ekonomik koşullara bağlı olduğu gösterilmiş.
Burjuva zenginliğin ortasında ilgisizce ölürken, fakir işçi sessizce ve unutularak hayata veda eder. Sanatçı değeri bilinmeden ölür, rahip inancıyla huzur içinde ölür, çocuk ise ölümün en trajik ve adaletsiz yüzünü temsil eder.
Ölümün çok yüzü var, ölüm kaçınılmaz bir son hepimiz ölüme doğru yürüyoruz ama hangi koşullarda?
Bir Vicdan Muhasebesi; İnsan Neyle Yaşar?, aslında her insanın en az bir kez düşünmesi gereken temalar içeriyor. Tolstoy, ahlakı ve sevgiyi yücelterek insanın özüne dair derin bir yolculuğa çıkarmayı hedeflemiş sanki.
Tolstoy, sevgiyi ve merhameti hayatın en yüce değerleri olarak gösterirken, insanın doğasındaki bencillik, hırs ve kötülüğü göz ardı ediyor gibi görüyor. Gerçek dünya, her zaman sevginin ve iyiliğin galip geldiği bir yer değil(maalesef). Bu nedenle, eser fazla idealist ve gerçek hayata ne yazık ki uzak.
Ancak Tolstoy’un amacı, mutlak bir gerçeklik yaratmak değil bence, bir pusula sunmak olabilir. Belki de,insanların kendi vicdanlarıyla hesaplaşmasını sağlayan bir ayna hayal etmiştir. Evet, belki gerçek dünyada herkes Mihail kadar merhametli değildir, ancak Tolstoy bize şu soruyu sordurur: “Öyle olsaydı dünya nasıl bir yer olurdu?”
Ve Tolstoy’un sorusuna yanıt vermek gerekirse: İnsan neyle yaşar? Sevgiyle, merhametle ve başkalarına verdiği değerle.
Kitap bittikten sonra bile düşündürüyor, başka bir pencereden baktırıyor hayata.