nursedâ

babamın cübbesinin içine sığınabildiğim zamanlara özlemim. namaz kıldıktan sonra ellerini semâya kaldırıp uzun uzun senâ edişini seyredişime. dizinin dibine oturuşuma sonra ve kardeşlerimle oyun oynarken saklanmak için onun cübbesini arayışıma. beni sînesinde cübbesiyle sarıp sarmalayışına ve o ân bu âlemden sıyrılarak kendimi teskîn hâlinde buluşuma. özlemim; gülüşlerimin kırgınlıkla son bulmadığı mâziye, ışık arayışı içinde olmadığım ışığın tecellisi olduğum yaşlara, zaman kırıntıları’na... ve yazarken mırıldandığım dizeler: “ne kadar uzak, uzak yollardan gelir bize ve çok yabancı bir şey gibi sevinçlerimiz keder durmadan çiçek açar içimizde”
Reklam
ne çok ölü düşün var senin kırık dökük gerçeklerin üşüşünce düşüncene ne çok canlı acın var senin ne çok diri ölün var senin param parça yaşamın bastırınca bakışına ne çok akan kanın var senin ne çok yiten ânın var senin oruç aruoba*
sevgilim ceylâna yâhut geyik yavrusuna müşâbihtir. işte şimdi duvarın arkasında duruyor, pencereden bakıyor ve kafesten görünüyor. zirâ işte kış geçti. yağmur geçip gitti. yerde çiçekler görünüyor. budama vakti geldi ve diyârımızda kumrunun sesi işitiliyor. incir ağacı tomruklanıyor ve asmalar çiçeklenip râyiha veriyor. kalk ey mahbûbem, cemilem, gel. ey kaya koğuklarında, uçurumun gizli yerinde olan güvercinim, yüzünü göreyim, sesini işiteyim. zirâ sesin şirin ve yüzün güzeldir.
Sayfa 25·Kitabı okuyor

nursedâ

, bir kitabı okumaya başladı
Peyami Safa
8.6/10 · 27,2bin okunma
sühandır mâye-i aşk ile mahlûk niyâz-ı âşıkân u nâz-ı mâşûk
Reklam