Hem kadının delirdiği de yok. Acısı var sadece. Hoş, galiba delilerin çoğunun acısı var sadece. Acı da ne yüzsüz şey, duyguların tekmilinden ağır çekiyor, değdiği yere çöreklendiği yetmez gibi bir de etrafa yayılıyor.
Zaten biz insanlar genellikle anladığımız şeylerden değil, anlamadığımız şeylerden etkileniyoruz. Anladıklarımıza ilgimizi kaybediyoruz, sıkılıyoruz onlardan, hatta ilk fırsatta onları küçümsüyoruz.
Dışarıdayken Twitter'da ha bire dört patisi kopartılmış köpeklerin, öldürülüp buzdolabına saklanmış çocukların fotoğrafına bakar, karakter kısıtlamamız elverdiği ölçüde küfredip rahatladıktan sonra, İnstagram'a geçen yazdan kalma bol gülüşlü tatil fotoğrafımızı koyardık. Hem keçileri kaçırdığımızın hem de daha güzel günlere inanmaya çalıştığımızın ispatıydı bu. Yani ihtimal hala vardı. Tabii o ihtimale tutunmak için insana vidanjör operatörü serinliği lazımdı. Dışarısının foseptik çukuruna benzediğinin ben de farkındaydım. Yine de dışarısı dışarısıydı işte.
Sandığımız gibi sonradan üzülmemiş o, zaten hep üzgünmüş. Bir bakıma şanslı sayılırmış Müzeyyen, çünkü hep üzgün olanlar, üzüntülerinin farkına varamazlarmış. Asıl şansızlar, neyi kaybettiklerini bilmenin lanetiyle cezalandırılanlarmış.