Başlarda böyle oluyor insan. Bende sizin gibiydim. Ama sonra dersler ilerleyip durumla barışınca bahsetmek de kolaylaşıyor. Anlatmak iyi bile geliyor. Herkese değil tabii, sadece yabancılara.
Yabancılara mı?
Tabii. Sırlar tanıdıklarla paylaşılmaz ki. Dönüp dolaşıp bir şekilde karşınıza çıkarırlar yoksa. Sırdaşınız çenesini tutsa da, zamanla garip bir borçluluk, suçluluk, öfke duymaya başlıyorsunuz. Ondan çekiniyor, laf aramızda nefret bile ediyorsunuz. Size bir sır vereyim mi?
Hayır!
Ne zaman gerçeği söyleseniz şaka sanırlar. O da yüzüne tatlı bir tebessüm yerleştirip devam etti.
Sır şu: Sevdiğiniz biriyle aranızdaki bağı telafisiz bir şekilde incitmek istiyorsanız, ona hemen bir sır verin.
Yani?
Yani tanıdıklarla konuşmak riskli, ama yabancılardan zarar gelmez. Sizi yargılayacak ya da cezalandıracak kadar önemsemezler çünkü.
Çünkü etrafındakileri mübalağalı gülücüklere boğanlar ve çevresindekiler tarafından tebessümle yıkananlar başta olmak üzere herkes, aslında kimse tarafından da pek de umursanmadığını iyi bilir. Bütün o vıcık vıcık samimiyet gösterileri, manasız sohbetleri hep bu galiz hakikati örtmek için değil midir? İnsanların azıcık iyi niyet görünce ne yağacağını şaşırması boşuna mı? Alışık değiller. Velhasıl, kendilerini hakikaten sevenleri bunun için cezalandırmakla onlara pelüş ayıcıklar gibi sıkı sıkı sarılmak arasında gidip gelirler.