"Aklı tükettim. Gördüm ki, büyük sırrı kavramaya Peygamberin ruh feyzine sığınmaktan, onun içinde erimekten ve teslim olmaktan başka çare yoktur. Öyle yaptım ve kurtuldum."
-Necip Fazıl Kısakürek
"Öyleyse hangi mânasiyle olursa olsun, seni tekrarlamak, aldığımız nefesleri tekrarlamaktan bin kat daha aziz... Zaten sensiz ve senden habersiz alınan nefes, varlığın değil, yokluğun soluğu..."
-Necip Fazıl Kısakürek
"Ey, Allah'ın, Kur'ânda has ismiyle ve nida edâtiyle bir kerecik bile hitap etmediği hayâ ve edep kaynağı!..
Ey, Allah kelamına mecra bir çift kudsî dudağın sahibi!..
Dedim ki, ben bir sanatkârım...
Ve ne tarih yazmak, ne arz tabakalarını mikroskopda incelemek, ne de dört taş duvar arasında istif edilmiş ve son yaldızcısı toz-toprak olmuş kitaplara bekçilik etmek, benim vazifem...
Böyleyken, hayatını yazmayı murad edindim.
Hayatını...
O hayat ki, bizzat hayat mefhumu, başta "O yaşayacaktır" diye yaşamış, sonra da "O yaşadı" diye yaşamakta devam etmiştir. Ve etmekte..."
-Necip Fazıl Kısakürek
Türkiye, dünyanın en kusursuz ve en yaygın alfabelerinden biri olan 28 harfli Arap alfabesini kaldırırken, Japonya, Romaji Latin alfabesi kullanma talebini reddetmiştir. Japonya, karmaşık alfabesini kullanmaya devam ederek, devrimden sonra 46 karakterin yanı sıra, Çin yazı sisteminden 880 karakteri de kendi alfabesine uyarlamıştır. Günümüzde Japonya'da okuma-yazma bilmeyen yok, Türkiye'de ise Latin alfabesine geçişin üzerinden kırk yıl geçmesine rağmen ülke nüfusunun yüzde ellisi okuma-yazma bilmiyor. Bu öyle bir sonuç ki, bu durumu kör bile görebilir.
Bununla da kalmıyor. Kısa süre sonra, sorunun yalnızca basit bir kayıt aracı olan alfabeden kaynaklanmadığı tespit ediliyor. Gerçek sebep ve sonuçlar aslında çok daha derin ve anlam yüklüydü. Medeniyet ve gelişiminin aksine devamlılık yatmaktadır. Alfabe bir milletin tarihini 'aklına kazıma' ve devamlılığın sürdürme aracıdır. Arap alfabesinin kaldırılmasıyla Türkiye, tüm zengingeçmişini kaybetmiş, basitçe üzerine sünger çekerek barbarlık raddesine ulaşmıştır. Buna paralel gerçekleşen bir dizi devrim ile birlikte yeni Türk nesli manevi bir temelden mahrum kalmış, maneviyatı elinden alınmıştır. Türkiye hatıralarını, geçmişini unuttu. Bunun kime, ne getirisi vardı?
...
Kim olduğunu, nereden geldiğini bilmeyen bir millet, nereye gideceğini ve ne için çabaladığını bilebilir mi?