‘İyi’ kendisi için övüldüğümüz, ‘kötü’ ise yaptığımızda hoş görülmediğimiz ya da toplumsal yetkelerce ve türdeşlerimizin çoğunluğunca cezalandırıldığımız şeydir. Beğenilmeme korkusuyla beğenilmek için duyulan gereksinmenin gerçekte etik yargının en güçlü ve hemen hemen her şeyi dışta bırakan güdümleyicisi olduğu görülüyor. Bu yeğin duygusal baskı, çocuğun, sonra da yetişkinin bir etik yargıdaki ‘iyi’ nin kendisi için mi yoksa yetke için mi ‘iyi’ anlamına geldiğini eleştirel bir yaklaşımla sormasını engeller.
Ben, olgun ve bütünleşmiş bir kişiliğin özyapısının, üretici özyapının, ‘erdem’ in temelini ve kaynağını oluşturduğunu; kötülüğün ise son çözümlemede, insanın kendi ben’ ine kayıtsızlığı ve kendisini sakatlaması olduğunu göstermeye çalışacağım. İnsancı etiğin en yüksek değerleri, ne kendinden vazgeçmek ne de bencilliktir; ama kendini sevmek bireyin olumsuzlanması değil, gerçek insansal ben’ inin onaylanmasıdır. Eğer insan, değerlere güvenecekse hem kendini hem de doğasının iyilik ve üreticilik konusundaki yeteneğini bilmek zorundadır.