“Bu kırmızı su da nedir, söyler misin patron? Külüstür bir kütük filiz atar, ekşi birtakım ıvır zıvır sarkar ve zaman geçer, güneş onları pişirir, bal gibi tatlı olurlar; o vakit biz de onlara üzüm deriz; onları çiğner, sularını çıkarırız, bunu fıçılara koruz, kendi kendine kaynar, ekimde Sarhoş Ayos Yorgo Yortusu’nda açarız, şarap çıkar! Bu ne sırdır? Bu kırmızı suyu içersin, ruhun büyür, artık şu eski kalıba sığmaz ve Tanrı’yı güneşe davet eder. Nedir bunlar patron, söylesene!…” Konuşmuyordum; Zorba’yı dinlerken dünya bakirliğinin tazelendiğini hissederdim. Görülmüş bütün günlük şeyler, Tanrı’nın elinden çıktıkları ilk günlerdeki parlaklığını alıyordu.
Savaşın korkunçluğu ve insan doğasını altüst eden psikolojisi üzerine, rahatsız edici seviyede vurucu bir kitap olduğunu hissettim. Tuhaf bir gerçekçiliği var.
Kızıl KahkahaLeonid Andreyev · Everest Yayınları · 20197,8bin okunma
Düpedüz bir hayattan uyanışa giden bir yol ve özünü kabulleniş, kitap çok kısa sürede çok öz bir mesaj vermeye çalışmış. Bir çırpıda okunabilecek, akıcı bir eser.
Bir şey tuhafsa, insanlar çamurlu ayaklarıyla girip o tuhaflığın nedenini çözme hakkını kendinde buluyor. Bu beni fazlasıyla rahatsız ediyor; sinir bozucu, küstahlıktan başka bir şey değil.