“İşte hayatınla hayatımız arasındaki fark ! Hiç seninki, küçük çaptan en büyüğüne kadar; bütün söylenmişlere, söylenenlere ve söyleneceklere rağmen anlatılmış olabilir mi? İzin ver; onu bir kere de ben anlatayım! İzin ver; herkesin boyuna göre açıldığı bu ufuksuz denizde, sana yaklaşabilmek değil, fakat kıyılardan, gerilerden yani kendimden uzaklaşabilmek mânasına bir kere de ben gücümü deneyeyim! Öyle ki, sahili kaybetsem, artık gerilere dönemesem ve sende boğulsam, işte o zaman aradığım hayatın eşiğine ayak basmış olurum.”
Bu acziyet nidâlarıyla başlıyor esere Üstad Necip Fazıl. O’nu bulma ve O’nda kaybolma niyetiyle , 12 senede tamamlıyor “Gaye Eserim” dediği Çöle İnen Nur’u.
İslâmî ölçülere göre hayatını yaşama amacında olan pek çok mümin, siyerle iç içe büyür. Dini anlamanın yolu, Allah Rasulünü (s.a.s) anlamak ve ona tâbi olmaktır. Ben de bu niyetle şimdiye kadar birden fazla kaynaktan Allah Rasulü’nün (s.as) hayatını âcizane okudum ve dinledim. Anlatılan (s.a.s) güzel ve sunulan yaşayış muntazam olduğundan her biri farklı lezzette birer yolculuktu.
Fakat Üstad bambaşka, üslûbu bambaşka…
Dinî yaşayışımızdaki kayıplarımızın en büyüklerinden biri de duygularımız. Biz ‘sevmeyi’ kaybettik. Tâbi olmayı ve verilen emre itaat etmeyi kâfi zannettik. Allah Rasulünü (s.a.s) anladığımızı, hayatını hayatımıza kattığımızı zannettik.
Her zan insan ruhunda bir aldatmacadır, biz de aldandık. Neyi kaybettiğimizi göremeyecek kadar çok aldandık.
Bu eserde Üstad; yenilen, aldanan kalplerimizin kuytularında; paslanmış vaziyette bekleyen duygularımızı, şiirsel üslubuyla canlandırmaya gayret ediyor.
Zarif üslubunun ince örneklerinden bir tanesi ; Allah’ın Kur’anda Rasulü’ne (s.a.s) hiç ismiyle hitap etmemesi dolayısıyla, Üstadın da O’na “Muhammed” demekten imtina etmesi ve eser