7/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 20:55
İlk kitabın sonunda yaşananlardan sonra kendimi hiç ara vermeden bu kitabın içinde buldum ve yine elimden bırakamadım. Evangeline, yaşadıklarının ardından hem kalbini hem de kaderini anlamaya çalışırken kendisini daha karmaşık sırların ve tehlikelerin ortasında buluyor. Bir yandan geçmişin gölgeleri ortaya çıkarken diğer yandan gerçeklerle masallar arasındaki çizgi iyice belirsizleşiyor. Kime güvenilebileceğini anlamanın zorlaştığı bu hikâyede her yeni gelişme olayları bambaşka bir noktaya taşıyor. İlk kitapta sevdiğim o büyülü atmosfer bu kez çok daha güçlüydü. Hikâye ilerledikçe cevap beklediğim bazı soruların karşılığını alırken yerlerine yenileri eklendi. Özellikle Evangeline ve Jacks arasındaki dinamik beni sayfalara bağlayan şeylerden biri oldu. Kitabı yine bir günde bitirdim ve son sayfaya geldiğimde keşke biraz daha uzun olsaydı diye düşündüm. Her bölüm beni bir sonrakine sürükledi. Serinin final kitabına başlamadan önce kısa bir mola vermek istedim ama aklım hâlâ bu dünyanın içindeydi.
Hiç Bitmeyen MasalStephanie Garber · Dex · 2023927 okunma
9/10
·392 syf.··
2026 41. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 23:20
#kitapyorumu "Hayat insana bazı şeyleri ögretmenin yolunu buluyordu. Hayat okulunu zorluklarla okuyarak geçtiysen de her seferinde yeni bir darbe beklemeyi ögreniyordun." Kitapta Sydney, önemli bir araştırma merkezinde çalışma fırsatı yakalıyor ve bunun hayatı için büyük bir adım olacağını düşünüyor. Ancak merkeze gittikten sonra bazı şeylerin göründüğü gibi olmadığını fark etmeye başlıyor. Çevresinde yaşanan tuhaf olaylar, cevap bulamadığı sorular ve saklanan sırlar onu gerçeğin peşine düşürüyor. Okuyucuyu bu gizemli atmosfer adeta içine çekiyor. Yaş sınırı olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum bunu göz önünde bulundursanız sevinirim. Ancak hiçbir tahminim doğru çıkmadı ve sürekli ters köşe oluşum beni kitaba daha çok bağladı. Sayfalar ilerledikçe insan, Sydney gibi sürekli şüphe duymaya başlıyor. Bence zaten bu şüphecilik kitabı akıcı hale getiriyor. Ana karakterin gerçekçiliğini sevdim. Konu ilerledikçe ve sayfaları çevirdikçe tempoda artıyor. Havada uçuşan sırlar biraz karakterlere dair güveni zedelese de, kime güvenip güvenilmeyeceğini sorgulatarak okutuyor. Oldukça akıcı bir kitap o yüzden hemen okuyup bitirebilmeniz mümkün çünkü kitabı elinizden bıraktığınız an aklınız yine kitapta kalacak. Ben çok sevdim, okumak isteyen herkese tavsiyemdir. @authorhalle @noxyayinlari Semra #engelsizokurlaokuyoruz #ölümcülkonular Semra tavsiyesiyle
Ölümcül KonularKarina Halle · Nox Yayınları · 202570 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·218 syf.·
2026 26. kitabı
Friedrich Hölderlin’in 1797-1799 yılları arasında kaleme aldığı bu mektup romanı okurken aklınızda tutmanız gereken tek bir bilgi var: Yazar, otuz yaşında aklını yitirdi ve geri kalan otuz altı yılını Tübingen’de bir kulede, başkalarının verdiği isimleri reddederek, “Scardanelli” diye imzaladığı şiirler yazarak geçirdi. Hyperion, bu çöküşten önce yazılmış son sağlam eserdir. Yani bir bakıma, bir adamın aklının raydan çıkmadan önceki son nefesidir; ve bu nefes, Alman edebiyatının en lirik metinlerinden birini üretmiştir. Hikâye basittir; ama hikâye zaten asıl mesele değildir. Genç bir Yunan olan Hyperion, dostu Bellarmin’e mektuplar yazar; bu mektuplarda Osmanlı’ya karşı verilen 1770 Mora İsyanı’na katılışını, sevdiği kadın Diotima’yı, savaşın hayal kırıklığını, Diotima’nın ölümünü ve ardından dönüştüğü mahzun bilgeliği anlatır. Roman boyunca üç çatışma iç içe geçer: Antik Yunan’ın yüceliği ile modern çürümüşlük arasında, aşk ile yalnızlık arasında, doğanın bütünlüğü ile insanın parçalanmışlığı arasında. Hölderlin’in iddiası şudur: Modern insan kendinden, doğadan ve bütünden koparılmıştır. Çağdaş Avrupa’da gördüğü tek şey; hesap kitap, makine ve ruhsuz disiplindir. Antik Yunan’a duyduğu özlem ise nostalji değil, eleştiridir; geçmişi yüceltirken aslında bugünü teşhir eder. Romandaki Almanları anlattığı meşhur bölüm — “Almanlar arasında zanaatkâr görürsün, ama insan göremezsin.” — bu coğrafyada yaşayan herkesin tanıdığı bir tabloyu çağırır: Meslek var, kariyer var, unvan var; insan eksiktir. Hölderlin’in sanayi devriminin daha bebeklik döneminde gördüğünü, biz iki yüz yıl sonra hâlâ tartışıyoruz. Diotima karakteri ise romanın hem en büyülü hem de en kırılgan tarafıdır. Hölderlin’in gerçek hayattaki aşkı Susette Gontard’ın romandaki suretidir; bu yüzden Diotima, bir
Hyperion ya da Yunanistan'da Bir YalnızFriedrich Hölderlin · Adam Yayınları · 1987430 okunma
“İnsan neye yönelirse biraz da ona dönüşüyor..”
Puan vermedi·192 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
Emin Işık’ın dili oldukça sade ve samimi. Okura yukarıdan bakan bir anlatım yerine, insanın kalbine dokunmaya çalışan bir üslup var. Bu yüzden kitabı okurken bir nasihat metni değil de, tecrübeli birinin sohbetini dinliyormuş gibi hissettim. En çok etkilendiğim tarafı ise kulluk meselesini sadece ibadetler üzerinden değil, insanın hayatındaki bütün tercihleri üzerinden düşündürmesi oldu. Çünkü insan bazen özgür olduğunu sanarken aslında fark etmeden pek çok şeyin esiri olabiliyor. Kitap bana bu soruyu yeniden sordurdu: “Kalbimin merkezinde gerçekten ne var?” Kitabı bitirdiğimde zihnimde yeni bilgilerden çok, üzerinde düşünmek istediğim sorular kaldı. Ve bazen bir kitabın en kıymetli tarafı da budur. Cevap vermekten çok, insanı kendi hakikatiyle baş başa bırakması…
1000Kitap
Kime Kulsun?Emin Işık · Tuti Kitap · 2016154 okunma
10/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 00:43
“Herkes Tanrı’nın kendisini seçtiğine inanıyor; Hristiyanlar, Müslümanlar…” seçilmiş din. Sizce de böyle bir şey var mı? Kutsal metinlerin arasına sıkıştırılmış ırkların kendini üstün görmesini sağlayan Tanrı’nın kelamı. Peki soruyorum Tanrı sizce kendi yarattığı kullar arasında ayrım yapmış olabilir mi? Birini diğerine zulmetsin diye yaratmış olabilir mi? Bence hayır. Bahsedildiği gibi adil ise tabi :) Çok tartışmalı bir cevap olur sanırım, bunu farklı konulardan da ele alıp din teması üzerinden konuşmazsak. Herkesin kendine göre bir din anlayışı var. Hatta bazılarının işine göre. Bana göre; başı sıkışınca Tanrı’ya inancı sonsuz olabilen, iyi zamanlarında Tanrı’yı unutabilen bir varlıktır insan. Göreceli ve sonsuza kadar tartışılabilecek bir konudur bu. Sen ak dersin ben kara. Ben inançlıyım derim sen inançsızsın dersin. Kime göre,neye göre. Ayrıca Sanane ve Bananeee? Başkalarına düşüncelerini dikte etmeye calismadığın sürece bence bir mahsuru yok. Bazen tabi dilimizi de tutamıyoruz o da ayrı. Bir şeylere körükörüne inanmak yerine benden asırlar önce yaşamış insanların düşüncelerini okumayı tercih ederim. İşte bu kitap tam olarak bizim (benim) merak ettiklerimi-zi belki de sormaya çekindiğimiz tüm soruları Spinoza eşliğinde okurla cevaplamaya çalışıyor. Şimdi gelelim kitabın konusuna; 1656 yılınının Amsterdam’ı ve Spinoza. 1910 yılının Estonya’sı ve Alfred Rosenberg (hitlerin en büyük akıl hocası, büyük fikirlerin gerçek babası) Geçmiş gelecek arasında gidip gelerek yazılmış bir kitap daha çok felsefe üzerine kurulmuş. Yalom iki insanın davranışlarının düşüncelerinin derinlerine inerek onları bir psikoterapist olarak ele alıyor. Cemaatin batıl inançlarını kabul etmeyerek, aforoz edilmiş Spinoza’nın bazı kaynakların gerçekliğine dayanarak bir topluluğuna dahil
İnsan ve Duygular
Spinoza ProblemiIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20192,706 okunma
Aşıklar Ölmez
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 17:45
Hayatını okuduğumuz Yahya efendi Sultan Süleyman'ın sür kardeşi. Sultan Selim eşinin sütü şehzadesini doyurmaya yetmediğiden süt anne arayışına girer ve Ömer efendinin eşi bir vakit önce doğum ettiğinden süt anne adayı olarak saraya giderler ve Yahya ile Süleyman süt kardeş olur. Sultan Süleyman toprakları, Yahya efendi gönülleri fetheder. Ene kitabından sonra okuduğum yine harika bir kitap. Her sayfasında ölümü düşündüren, yine etkisinde kaldığım bir eser oldu. Dünyayı çok sevdiğimden mi ölmekten korkuyordum? Yani dünya mı vardı gönlümde? Yaşamaya mı sevdalanmıştım? Hiç ölmeyeceğimi mi sanmıştım? Gönlümde kimi saklamıştım ve kime saklamıştım gönlümü? Ya şimdi ölsem... Tam şuan... Ne olacaktı? Mahcubiyet mi hissedecektim yoksa sancı mı? Ne götürecektim bu dünyadan yanımda? Suç mu günah mı, acı mı? İstemsizce zihnimde yankılanan şu sorular ve yine kitaptan bir cevap: Korkuyordum ama öleceğimden değil, Allah'a mahcup olarak öleceğimden korkuyordum. Ölmek korkusu değil de ölüme hazır olamamak korkusuydu bu. Ve ben hiç hazır degildim buna. Son sayfalarında gözyaşlarımı tutamadım ve aklıma kitapta geçen şu cümle geldi: Yaş gözden aksa da gönülden gelir.
Sır: Aşıklar ÖlmezFatih Duman · Nesil Yayınları · 20153,117 okunma