Bir gün bile ağrısız yaşamadığınızı; işe gitmek istemediğinizi, eşinizden, annenizden, kendinizden ve bu dünyadan nefret ettiğinizi inkâr edemezsiniz. Yaşamı hakir görmediğiniz bir gün bile yok.
Siz bu durumlara binbir bahane üretip yine yaşama tutunursunuz. Bu tutunmanıza tam olarak vesile olan nedenlere karşı bir söylev niteliği taşıyor kitap. Ya da direkt bir taşlamada denilebilir.
Benatar, varolamayışın daha az zarara uğramak olduğunu savunur. Haz ilkesi tezinin çürütülmesi de kitabı epey kötümserliğin zirvesine taşıyor. Ve sonra biraz daha düşününce kitabın hiç de kötümser olmadığını haddizatında yaşam sürerken anlamsızlık içinde cebelleştiğini farkediyorsun.
"Hiç doğmasıydım keşke" diyerek yakındığımız zamanların boşluğuna elini sokan Benatar, yarayı tuzdan argümanıyla deşiyor resmen. Daha da bir yakarma hissiyatı bedenden fışkırıyor.
Olmayışın manası, varolmanın acısı, hedonistik arzular ve bunların yokluğu, ussal bir arınmaya dönüyor. Naçizane bunca zaman sebeplere neden aradığım soruların açıklamasını yapmış bir yazar.
Sevdiğiniz kişiyi koruma düşüncesiyle ona gerçekleri söylemeye cesaret edemediğiniz zaman, nihayetinde o kişinin son âna dek kendi hayatı üzerinde söz sahibi olmasını engellemiş olursunuz; bu dünyadan çekip gitmeden önce hayatıyla ilgili son ayrıntıları halletmesine, bir yakınıyla barışmasına, onunla bir şeyler paylaşmasına ve elveda demesine imkân vermemiş olursunuz.
Ebediyen yok olup gitme korkusu, insanın bir tür nefs-i müdafaayla arayışlara girmesine neden olur ve bu uğurda bulduğu en etkili çare, diğer varlıklara kıyasla kendi hayatına farklı bir anlam vermesidir. Hemen her şeye eşit dağıttığı anlamı kendi hayatı söz konusu olduğunda yüceltmeye, daha doğrusu abartmaya meyillidir. Bir ağaçla yahut kuşla aynı olmadığını düşünmek onu rahatlatır; özellikle de o ağacın veya kuşun ölüsüyle bir yerlerde karşılaştığında bu düşünceye sıkı sıkı sarılır. Kendilerini diğer varlıklardan farklı tutmak için insanlar sayısız gerekçeler sıralayabilir (kabullenememenin altında başka kabuller yatıyor). Bütün o gerekçeler bir yana, bana kalırsa, amiyane bir tabirle insan kendini bir şey zannettiği için ölümü kabullenemez; bir kuş gibi çürüyüp yok olmayı kendine yakıştıramaz. ÖD