ᔕevcan

Dünyaya gelmiş olan ortalama bir çocuğun diğer insanlara verdiği zararın antinatalist sonucu desteklemek için yeterli olduğuna ikna olmayanlar, insanların hayvanlara yaşattığı korkunç zararı hesaba katmak zorunda kalacaklardır. Her yıl 63 milyardan fazla (hissedebilen) kara hayvanı ve aşırı temkinli tahminlere göre 103 milyardan fazla su hayvanı insanların tüketimi için katledilmektedir. Buradaki ölüm ve acı miktarı kelimenin gerçek anlamıyla şok edici boyutta. David Benatar
Reklam
Hiç var olmamış olmanın daha iyi olup olmayacağını sormak, ölmenin daha iyi olup olmayacağını sormakla hiç de aynı şey değildir. Var olmaya başlamanın hiçbir faydalı yanı yoktur. Fakat bir kez var olduktan sonra, var olmaktan vazgeçmemekte çıkar vardır; örneğin genellikle dayanılmaz acıları sona erdirmek için var olmaya devam etme çıkarından daha baskın gelen trajik durumları düşünün. (Çev. Not: Benatar burada, ötanazinin, korkunç acıları dindirmek amacıyla yapılmasındaki çıkarın, yaşam devam etme çıkarından daha ağır bastığı durumlara dikkat çekmektedir. Şayet dayanılmaz acıları dindirmekte büyük bir fayda varsa, ötanazi yapmak makul bir seçenek olabilir. Ki benim de savunduğum bir pozisyondur bu). Bununla birlikte bir kişinin yaşamının devam etmeye değmediğini söyleyeceksek, yaşamındaki fenalıkların ölmeme çıkarından baskın gelecek veya ölmeme çıkarını geçersiz kılacak kadar kötü olması gerekir. Buna karşılık, var olmaya başlamakta bir çıkar olmadığından dolayı, yaşamı başlatmanın daha iyi olacağını söyleyebilmemiz için kötü şeylerin daha ağır gelmesini gerektirecek bir fayda veya çıkar yoktur. Dolayısıyla, bir yaşamın devam etmeye değmemesi için yaşamın kalitesinin, yaşamın başlamaya değmemesi için olması gerekenden daha kötü olması lazım. Böylesi bir olgu durumu hiç de tuhaf değildir, örneğin bir tiyatroda performans, gösteriyi terk edecek kadar kötü olmayabilir; fakat ne kadar kötü olduğunu bilseydiniz en baştan bilet alıp gösteriye gitmek istemeyebilirdiniz. David Benatar
İntihar
Bu dünyaya birini getirme düşüncesi içimi dehşetle dolduruyor. Dilerim bedenim bütünüyle yok olur! Dilerim kimseye varoluşun sıkıntısını ve kepazeliğini bulaştırmam! Gustave Flaubert
Babil Kulesi (Kargaşa, Pelek)
Kutsal Kitap Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı. Doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova bulup oraya yerleştiler. Birbirlerine, "Gelin, tuğla yapıp iyice pişirelim" dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar. Sonra, "Kendimize bir kent kuralım" dediler, "Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız." RAB insanların yaptığı kentle kuleyi görmek için aşağıya indi. "Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre, düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar" dedi, "Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar." Böylece RAB onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu. Bu nedenle kente Babil adı verildi. Çünkü RAB bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı.
Belirleyici toplumun "Uyumsuz' u" yıkışı
Sisifos Söyleni Ama aynı zamanda, uyumsuz insan şimdiye kadar düşüyle yaşadığı bu özgürlük konutuna bağlı kaldığını anlar. Bir anlamda, bu durum kendisini köstekliyordu. Yaşamının bir amacı olduğunu düşlediği ölçüde, erişilecek bir amacın gereklerine uyuyor, özgürlüğünün tutsağı oluyordu. Böylece, olmaya hazırlandığım bir aile babasından (ya da bir mühendisten ya da PTT'de bir memur adayından) başka türlü davranamazdım. Başka bir şey olmaktansa bu olmayı seçebileceğime inanıyorum. Buna bilinçsiz olarak inanıyorum, orası doğru. Ama aynı zamanda, konutumu beni çevreleyenlerin inançlarından, insansal çevremin önyargılarından alıyorum (ötekiler özgür olduklarına o kadar inanıyorlar ki, bu iyimserlik de o kadar bulaşıcı ki!). Tinsel ya da toplumsal her türlü önyargıdan ne kadar uzak durursak duralım, bir ölçüde etkilerinde kalırız, hatta yaşayışımızı bunların en iyilerine (iyi ve kötü önyargılar vardır) uydururuz. Böylece uyumsuz insan, gerçekten özgür olmamış olduğunu anlar. Daha açık konuşmak gerekirse, umut ettiğim ölçüde, bana özgü bir gerçeğin, bir varoluş ya da yaratış biçiminin kaygısını duyduğum ölçüde, sonra yaşamımı düzenlediğim ve böylece onun bir anlamı olduğunu benimsediğimi tanıtladığım ölçüde, kendime engeller yaratır, yaşamımı bu engellerin içine kapatırım. Bende ancak tiksinti uyandıran ve şimdi iyice görüyorum, insan özgürlüğünü ciddiye almaktan başka bir şey yapmayan birçok kafa ve yürek memurunun yaptığını yapmış olurum.

ᔕevcan

@sevcansv
·
Günü gününe yaşayan insan, uyumsuzla karşılaşmadan önce, amaçlarla, bir gelecek ya da haklı çıkma (kime ya da neye karşı, sorun bu değil) kaygısıyla yaşar. Şanslarını ölçüp biçer, daha sonraya, emekliliğine ya da oğullarının çalışmasına bel bağlar. Yaşamında yönetilebilecek bir şeyler bulunduğuna inanır hâlâ. Gerçekte tüm bu olaylar bu özgürlüğü yalanlasa bile, özgürmüş gibi davranır. Uyumsuzun belirmesinden sonra, her şey sarsılmış durumdadır. Bu 'ben varım' düşüncesi, her şeyin bir anlamı varmış gibi davranışım (yeri geldikçe hiçbir şeyin anlamı olmadığını söylesem bile), tüm bunlar her an gelebilecek bir ölümün uyumsuzluğuyla baş döndürücü bir biçimde de yalanlanır.
Reklam