ᔕevcan

Varan 1: Öğretilmişliklerinizde ezilin!
Kadınlar olarak beğenilmeye her zaman ihtiyaç duymuşuzdur. Bize bunu öğretiyorlar. Buna ihtiyaç duymayı öğretiyorlar. Hem de her şeyden daha çok. Üstelik bu konuda yalnızca erkekler değil, kadınlar da çok ustadır çünkü onlar da önceden öğretmiştir aynı şeyleri. Tehlikeli olan tam da budur. Kadınlar bunu farkında olmadan öğretirler, erkeklere hoş görünme arzusu genetik bir mirasmış gibi. On üç yaşımıza geldiğimizde öğretirler, allık buraya sürülür, derler. Ruj sürmek için dudaklarını şöyle aç, görüyor musun? Bu rimel, sürerken sakın abartma. İyi makyajın sırrı makyaj yaptığının belli olmamasıdır. Böyle görünürsen asla sevgili bulamazsın, derler. Dünkü akşam yemeğini hafif bir kahvaltıyla telafi etmeni öğütlerler. Bu elbiseyle çok güzelsin! İşte şimdi oldu! Bacaklarındaki şu tüyleri alman lazım yalnız, değil mi? derler. Artık sevgilin var mı? diye sorarlar. Biraz daha cilveli olmalısın, erkekler bundan hoşlanır; derler. Bazen hiçbir şey söylemeseler de kendileri o makyajı yapar, o kıyafetten kaçınır, dünkü yemeği telafi eder, o elbiseyi giyer, bacak tüylerini alır, cilveli olmaya çalışırlar ve sonra kimse seni bir gram umursamaz.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Utançtan korkmamak gerekir. Bir çeşit araçtır o. Öylesine yapışkandır ki onunla anılarını bile sabitleyebilirsin. Anıyı hafızaya çakar, yer ettirir. Hayatın utanç duyulan anları asla unutulmaz. Ne hatırlıyorsam utancım sayesinde hatırlıyorum.
Önemsiz gördüğümüz eylemlerin altındaki dev travmalar
- Mesela bu kitap. Köşeleri epeyce kıvrılmış, cümlelerin altı çizilmiş. Bunu hiç anlamamışımdır. — Neyi? - Kitabı kurşun kalemle çizmeyi. — Neden? - Yani, neden tükenmez kalem değil? Burada bir korku var. — Cevabı basit: Tükenmez kalem silinmez. - Evet ama mesele de bu. Neden kurşun kalem? Bir insanın hayatı boyunca kitaplarında altını çizdiği her şeyi sonra tek tek sileceğini sanmıyorum ben. — Peki. - O hâlde kurşun kalemle tükenmez kalem arasında bir fark kalmıyor. Aynı işlevi olan nesnelere dönüşüyorlar. Aynı şeyi ifade etmeye başlıyorlar. Kitaplar için bir kurşun kalem bir tükenmez kalem, bir tükenmez kalem de bir kurşun kalem oluyor. — Kurşun kalem kullanan insanlar temkinlilerdir, bağlanmayı beceremezler. Kurşun kalem kullanarak verdikleri kararların kalıcı olmayacağını, bazı hatalardan kaçınabileceklerini zannederler. Gel gör ki karar vermemek de bir karardır. Hiçbir şey yapmamaya karar verirler. Nihayetinde daima bir karar verilmiş olur. Hayatını kurşun kalemle yazmak kendini kandırmaktır. İnsanı hiçbir yere götürmeyen bir aldatmaca. Daha doğrusu, seni tam olarak tükenmez kalemle yazmakla aynı yere götüren bir aldatmaca. Hayat aleladedir. - Peki, nereye götürüyorlar seni? — Anlamadım? - Her iki yol da seni nereye götürüyor? — Ölüme. Hangi yolu seçersen seç, bütün yollar oraya çıkar.
Sayfa 26
— Çünkü o öldü lan. Dahası, mezara gitmeyi; çürümüş, kurtlarca yenmiş ve bilmem kaç metrelik bir terk edilmişliğin altına gömülmüş bir bedeni görmeye gitmeyi ziyaret diye adlandırmak da saçmalığın daniskası. O, yalnızlığı tanıdı zaten. Yalnızlık eşlik ediyor artık ona. O kimseyi istemiyor artık yanında.
GENÇLİKTE DİRENMEK
Yaşlılık uzun bir hastalıktır. Bedende taşınması zor bir hastalık. Ağırdır, zayıflatır, titretir. Beden onu kusmak ister, kabul etmez, reddeder. Kırışıklıklar bu kaçınılmaz alerjinin döküntüsünden başka bir şey değildir. İnsanlar çoğunlukla sağlıklı doğar, sağlıklı büyür ve sonra gençlikte direnen herkes yavaş yavaş hastalanmaya başlar. Hastalanmaya başlar ve daha önce hastalananlardan ne zaman uzaklaştıklarını hatırlamaz olurlar. Başkalarının yaşlılığı bulaşıcıymış gibi onlardan uzak durmuşlardır. Oysa yaşlılık bulaşıcı değildir. İçkindir. Hiçbir beden bu kadar çok hayata dayanmaz. Er ya da geç bir an gelir ve bozulmaya, çürümeye, sarkmış et parçalarıyla dolmaya başlar. Toprağa, yerin dibine; karıncalara yem olmak için aşağı çekilir. Gençlikte kararlı ve dimdik kalmak imkânsızdır. Hiç kimse kurtulamaz derinleşen çukurlardan, derideki oyuklardan; bunlar havaya gömülen bedendir yalnızca, dinlenmek için yalvaran. Bazı insanlar şans eseri öyle bir tene sahiplerdir ki baharlarında kalabilirler çok daha uzun süre. Benim bedenimse on dört yaşında bozulmaya başladı ve durmadı.