Bir ara Schopenhauer okurken irade sözcüğünün yerine aşk sözcüğünü koydu ve bu yeni felsefe, iki gün kadar, ondan uzaklaşmadığı sürece kendisini avuttu; ama daha sonra hayatın içinden ona baktığında bu yeni felsefe de aynı şekilde yıkıldı ve incecik, insanı ısıtmayan bir elbise olduğu anlaşıldı.
Özellikle de materyalist öğretiyi çürüten ka- nıtları okuduğu ya da bunları kendisi akıl ettiği zaman ona yararlı görünüyordu; ama sorunların çözümünü okur okumaz ya da düşünür düşünmez hep aynı şey tekrarlanıyordu. Ruh, irade, özgürlük, öz gibi belirsiz sözcüklerin tanımlarını izleyerek, filozofların ona kurduğu ya da onun kendi kendisine kur- duğu söz tuzaklarına bile bile düşerek bir şeyler anlar gibi oluyordu. Ancak yapay düşünce akışını unutması ve hayatın içinden çıkıp, belirli bir ipucunu izleyerek düşündüğünde kendisine doyurucu gelen şeye geri dönmesi yetiyordu ve bütün bu yapay bina birden iskambil kâğıtlarından yapılmış ev gibi çöküyordu. Böylece bu binanın, hayatta akıldan daha önemli bir şeye bağlı olmaksızın birtakım sözcüklerin yerlerinin değiştirilmesiyle kurulmuş bir bina olduğu ortaya çıkıyordu.
Bu düşünceler onu bazen az, bazen çok üzüyor, canını sıkıyordu, ama hiçbir zaman da peşini bırakmıyordu. Okuyor, düşünüyordu ve ne kadar çok okur, ne kadar çok düşünürse izlediği amaçtan kendini o kadar uzaklaşmış hissediyordu.
Son zamanlarda Moskova'da ve köyde, aradığı yanıtı materyalistlerde bulamayacağından emin olunca Platon'u, Spinoza'yı, Kant'ı, Schelling'i, Hegeľ'i ve Schopenhauer'i, hayatı materyalist olmayan bir açıdan açıklayan filozofları tekrar tekrar okudu.
Asıl sorudan başka iki soru daha vardı Levin'in canını sıkan: Bu insanlar samimi miydi? Rol yapmıyorlar mıydı? Ya da bilimin onu ilgilendiren sorulara verdiği yanıtları bu insanlar Levin'den daha açık bir şekilde mi anlıyorlardı? Bu insanların düşüncelerini de, bu yanıtların belirtildiği kitapları da özenle inceliyordu.