Benedict, bu durumu aşmak için yapılması gereken şeyin "inanç ve aklın yeniden bir araya getirilmesi" olduğunu dile getirmektedir. Bu ikisi arasındaki modern çatışma, onların yeniden bir araya getirilip empoze edilen aklın sınırlamasının üstesinden gelinmesi ve onun engin ufkunun bir kez daha açığa vurulmasıyla aşılabilir. Zira kökenleri ve amaçları itibariyle Ebedi Logos'ta derinlemesine birleşik olan Grekçe "logos" ve Kitab-ı Mukaddes'te "dabar (söz, konuşma)" hakikatin inançta ve insan aklında kendini gösterdiğine işaret etmektedir. Diğer yandan bu benzerlik, akıl ve inancın Tanrı hakkında konuşmak için aynı formülü kullandığını ortaya koymaktadır. Ona göre iman aklın kullanılmasını engellemenin aksine onu güçlendirmektedir. Her ikisi de nihayetinde İlahi logosa geri dönmektedir.
Teolojinin felsefeyi gerekli kılma durumu, ünlü Katolik teolog Karl Rahner (ö. 1984) tarafından da dile getirilmiştir. Ona göre teolojiden tamamen bağımsız bir felsefe mümkün değildir. Teolojinin kendisi lütuf mesajının felsefi ve makul bir şekilde kabul edilmesini sağlayan ve sorumlu bir şekilde bunun açıklamasını yapan felsefi bir antropolojiyi ifade eder. Bu anlamda Rahner, karşılıklı olarak birbirini varsayan felsefe ve teoloji arasında belirli bir tür iç içe geçme durumu bulunduğunu ifade etmektedir.
Felsefenin yardımı olmadan bazı teolojik meselelerin aydınlatılması -söz gelişi Tanrı'ya dair kullanılacak dil, üçlemenin içindeki kişisel ilişkiler, hakiki Tanrı ve hakiki insan olarak Mesih'in kimliği gibi- pek mümkün görünmemektedir. Bu vazgeçilmez desteği sebebiyle patristik dönemden beri felsefenin "ancilla theologiae" yani "ilahiyatın hizmetkârı" olarak adlandırıldığını belirten Papa, bu noktada iman eden kişiye düşen görevin Tanrı kelamını daha iyi anlamak için kendi aklî kapasitelerini kullanmak olduğunu ifade etmektedir.
Nitekim duyularla algılanan dünyada bile aklın her konuda genel geçer prensibe ulaşması mümkün değildir. Bu konuda onun üzerinde durduğu esas nokta, aklın yetersiz oluşundan ziyade tutku veya alışkanlıklara sahip insan doğasıdır. İnsanı aşağı çeken bu durum, onun daha yüksek şeyleri bilme yeteneğine sahip olmasını engellemektedir. Ona göre aklın ulaşamadığı noktalarda ise iman devreye girmektedir.