Tanrı'nın sonsuz sırrı karşısındaki sınırlılığından başka kendisini sınırlayan bir şeyin olmadığı akıl, kendisine araştırma ve anlama imkanı veren özel bir alana sahip olmaktadır.
Öyle bir hale gelmiştim ki ister Kılıçdiş çıksın karşıma, ister oklarıyla birlikte yirmi Ateş İnsanı, umurumda değildi. Aşkın çılgınlığı işte böyle bir şeydi... tabii benim açımdan. Tezcanl'da ise durum farklıydı. Son derece akıllı davranıyordu. Gerçek tehlikeye girmiyordu.
Tezcanlı'nın aşkıyla aklım başımdan gitmiş, yanına yaklaşmama izin vermediği için kızgınlıktan çılgına dönmüştüm. Bu kızgınlığın, ona duyduğum arzunun bir parçası olması ne kadar ilginçtir.
İçinde bulunduğumuz durumun, Sarkıkkulak'la yaptığımız maceralı yolculuğun öncesindeki eski günlere göre farklı olduğu kafama dank etmişti. Onu arzuluyor ve onu arzuladığımı biliyordum. Bunu o da biliyordu. Zaten yanına yaklaşmama bu nedenle izin vermiyordu. Onun gerçekten Tezcanlı olduğunu, ağaçlara tırmanma konusunda bana ders verebileceğini unutmuştum.