Sana susuzluktan geldim, yüreğim dağlanmış, gözlerim kavrulmuş.
Öyle bir hasret ki bu, yedi düvelin çeliğine direnmiş,
Hançerlenmiş dağ yolları,
İnadına yeşermiş çiçekler var kalbimde.
Bir türküdür memleket,
Damar damar yürür içimde,
Sılaya düşen her adımda yankılanır ismin.
Oturdum düşündüm:
Kaç hayat geçti içimden, kaç sözcük sustu dilimde,
Bir su damlasında yankılanır mı insanın yorgunluğu?
Bir ayna bulurum gözlerimde,
Bakarken kaybolduğum.
Ve sorular sığmaz içime:
Kimim, neyin peşindeyim?
Bir cevap mı arıyorum yoksa sorunun ta kendisi miyim?
Ey toprak! Kara, kavi ve suskun!
Ne kanları içtin, ne hayaller gömdük bağrına.
Ama bil ki, içimdeki ateşle geldim sana,
Diz çökmem ben, bu dağlar bilir asi duruşumu,
Köprüler kurulur, yollar yıkılır,
Bir kez daha ayağa kalkarım, ellerim nasırlı, alnım terli,
Bu sevda, bir kurşun gibi ağırdır;
Ama vurmaz, vurulmaz, yarınlara umut taşır.
Aşk deyince, yüzünde bir şehir belirir,
Dudaklarında eski bir türkü yankılanır.
Bilirim, herkes bir şey eksiltir sevdiğinden,