Şöyle de söyleyebiliriz; tarihi, halk kitlelerini peşlerinden sürükleyebilen liderler yapar ama asla kendi gönüllerince değil, tarihin bir mantığı vardır, zamanın bir ruhu... Ancak tarihin mantığını, zamanın ruhunu anlayabilenler başarıya ulaşabilirler...
"Yerkürede ve de sukürede barış diye bir şey yoktur. Nasıl ki her ülkenin bir tek hükümdan varsa sonunda dünyanın da bir tek hükümdan olacaktır. Tıpkı İskender gibi, Sezar gibi... Ve elbette ki her hükümdar, dünyanın efendisinin kendisi olacağına inanır. Kudreti olan bunu açıkça ilan eder, kudreti olmayan niyetini sinsice yüreğinde besler. Eğer biz onların üzerine yürümezsek onlar bizim üzerimize yürür. Eğer biz hakimiyetimizi ilan etmezsek onlar ilan eder. Eğer biz onların kal'asını fethetmezsek onlar bizim kal'amızı fetheder. Yaşananlar sözlerimizin dayanağıdır, yaşanacaklar ise şahidi. Şaşılacak iş değil, kanundur bu; ilelebet, kadim dünya kanunu. Ve elbette kanla yazılmak zorundadır. Çünkü ademoğlu denen bu mahluk, iyilikten çok kötülükten anlar. Ve de ne yazık ki, erdem doğuştan gelen bir vasıf değildir. İnsanları okutmak, yetiştirmek için binlerce molla, binlerce medrese gerekir ve dahi binlerce kitap ve de onlarca yıl gerekir. Ve siz bu işle uğraşırken düşmanlarınız, bir gecede kökünüzü kurutabilir.
Korkaklar doğal suçlulardır. Hakikatle yüzleşrnek yerine, onu görmezden gelirler. Sanki üzerlerine vazifeymiş gibi olanı biteni örtbas etmeye çalışırlar.
Ah Müştak, ah, bir türlü anlayamadın asıl önemli olanın güç olduğunu. Kim güç lüyse, patron odur... İnsan denen mahlukun en iyi anladığı dil şiddettir.