Hayat çözülemez bir dava ... Daimi bir haşır neşir... Herkes nefsi için bir hak arkasından koşarak diğerlerine haksızlık yapmakla meşgul... Meselenin kesin çözümü ve hükmü için kıyameti beklemek ne ahmaklıktır!
Barış, acizin dilinde gezen manasız bir söz. En adi işlerin bünyesinde gizli savaşlar var. En ufak menfaatlerin hükmü birbirini boğazlamak. Her ihtilafın ortasında hak diye çekiştirilen şeyin sahibini bulmak zor... Herkes, "O benim!" feryadıyla çırpınıyor. Belki bazen iki davacı da mağdur veya
haklıdır, O halde ihtilafı nasıl çözelim? Haksız kimdir? İki tarafın da mazereti yaşamaktır. İnsanın tabiatında yaşamaya rehberlik eden iki his vardır: İçgüdü ve zeka. İçgüdüde hayvanlarla ortağız. Zekamızı bilgiyle yükseltmeye uğraşarak hayvanlıktan ayrılıyoruz .
Her mesele, huzurunda tartışılan milletin
olgunluk derecesine göre bir çözüme ulaşır. Yeterince olgunlaşmamış milletler arasında bazı meselelerden bahsetmenin tehlikelerini saymaya lüzum görmüyorum. Yanlış toplumsal kabuller yüzünden tartışılmaları mahzurlu ve hatta vahim sayılan meseleler müzminleşerek bünyelerini kemirdikleri milletleri ağır ağır zaafa düşürürler.