Hüseyin Rahmi'nin kitaplarını okurken hikayenin genellikle heyecan verici bir kısmında, o karakterin değil de başka birinin konuşmaya başladığını hissettiğim anlar oluyor. Gürpınar'ın birkaç kitabını okuma şerefine eriştiyseniz, konuşan kişinin kendisi olduğunu biliyorsunuz. Bu anlarda şunu hayal ediyorum; Hüseyin Rahmi sanki bir oyunda o karakteri canlandırıyormuş da bir anda olayların akılalmazlığı karşısında çileden çıkmış, kendi fikir ve düşüncelerini olanca hızıyla aktarmaya başlamış. O anda kesinlikle karakter konuşmuyor. Biliyorsunuz ki bu sözcükler Hüseyin Rahmi'nin gerçek düşünceleri... Ayrıca şu alıntı da üzerinde düşünülmeye değer: "Lakin bugünki medeni milletlerin en gelişmişlerinin bile birer ceza kanunları, hapishaneleri, zindanları, cellatları vardır. İnsanlar henüz bu gibi cezalara ihtiyaç duyulmayacak derecede bir düzelmeye yaklaşamamışlardır." Yazarımız Cadı romanında da buna benzer bir şey söylüyor ve insanların gerçek medeniyet seviyesine ulaştıklarında kanunlara, cezalara, hatta ahlâk hususunda eğitilmemize bile gerek kalmayacağını söylüyor. Zannediyorum ki günümüz dünyasında bu düşünceler hayal olmaktan öteye gidemiyecek. İnsan bu tür bir medeniyetten öylesine uzak ki... En başta kibirli bir yaratık. Herşeyin mükemmel olduğu bir düzende bile, kibrinden ötürü, doğru olanı sırf kendi çıkar ve isteklerine uymadığı için cezalandırmak isteyecek. Herkes kendinden daha aşağı olanı ezmeye yer arayacaktır.