Mantıktaki zıtlık prensibi malum. " Bir şey aynı zamanda hem var hem de yok olamaz." Doğru-yanlış, aydınlık-karanlık, haz-keder.. arasındaki sayısız zıtlıklar da malum.
- Farkında değilsin. Düşünsene: Seni de sinirlendiren bazı haller, fikirler, insanlar yok mu hiç?
- Var tabii.
- Saadetini ve neşeni onlara borçlusun. Sana mücadele zevkini veriyorlar. Ve aradığın şey zaferden evvel, bu zevktir.
Sabahki itirafın güzeldi. Her fikir seni büyüsüne kapıp sürüklüyor. Bunu bildiğin için, dışarıdan gelen tesirlere kafanla değil, inadınla mukavemet ediyorsun. Bu inat nedir bilir misin?
Şahsiyetsizliğin yerini alan kör ve karanlık bir benlik duygusudur. İnsanı saadete de, felakete de götürebilir. Önünü göremediği için düzlükle uçurum arasındaki farkı, adımını attıktan sonra anlar.
Fakat "Simeranya" bir roman olmayacaktır. Sadece bugünkü insanın kendi kendisi hakkındaki telakkisinden, bilgisinin temellerine, metotlarına ve bütün sosyal müesseseleriyle değer sistemine kadar baştan başa inkılaba muhtaç bir dünyanın huzursuzluğunu duyan bir adamın 150 yıl sonraki tekamül imkanlarını düşünerek tasarladığı muhayyel bir ülkedeki hayat bir seyahatname şeklinde yazılacaktır.
Hayat da böyledir, Mefharet, hayat da böyledir. Çaresizlik ve tehlike anları vardır ki, o zaman çırpınmaya ve haykırmaya gelmez. Batar insan ve boğulur. Marifet, o anları geçirmektir. Sonrası gittikçe kolaylaşır. Kadere teslim olmak lazımdır o anlarda. Menfi, miskin, aciz bir tevekkül değildir bu. Anlıyor musun? İsyanın tekniğidir, yani sabırdır.