Tacettin Paşa'yı birtakım adamlar, bir gece, sabaha karşı konağa ölü getirdiler.
Paşa babası böyle apansız ölünce Nermin, o zamana kadar dünyada varlığından tamamıyla habersiz yaşadığı fakirlikle yüz yüze gelmekle kalmadı, alacaklıların borçlu bir eve nasıl saldırdıklarını, yağma eder gibi her şeyi nasıl kapıp götürdüklerini, arkada bıraktıkları sefil boşlukların insanın içine nasıl dayanılmaz bir umutsuzluk saldığını da dehşetle gördü.
O zaman bu zamandır dengeli kişiliğinin ruh gücündeki en yalınkat yön, yaşama zorluklarına karşı hiç beklemediği bir anda güvensiz kalmak korkusuydu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kamil Bey bir cigara yaktı. Fırsattan yararlanarak derin derin soludu. Doğrusu istenirse asıl düşündüklerini zihninden uzaklaştırmak için mandayla, memleketin geleceğiyle ilgileniyor, düpedüz kendisini aldatıyordu.
Nermin sekiz yıldır görmediği İstanbul'a bir zaman baktı. Her şeyi birbirine katan koyu kurşuninin ürperticiliğine, Boğaz'ı dolduran yabancı zırhlılara hiç aldırmadan sevinçli bir hasretle içini çekerek, "Oh canım İstanbul!" diye sevindi.
Kalpten kalbe yol vardır.
Bu yol dardır, oradan çok ince duygular geçer. Susarsanız susarım, anlaşırız. Zekamız kelimeleri sevdiği kadar kalbimiz bunlardan nefret eder. Kalbimizin dili sükuttur. Çünkü hiçbir duyguya isim verilemez. Kendilerine birer ad taktığımız duygular, şuurumuzda kabuk bağlamış, aklileşmiş ve kalple rabıtasını kesmiş kalp unsurlarıdır. Kelime kalpazanlığı yapmadan konuşmak sırrını kalp bilir.