En iyi değilim, en kötü de. En cömert değilim, en cimri de. En kibirli değilim, en mütevazı da. Hiç kimseyi kandırmamış değilim, herkesi aldatmış da. Kimseyi yarı yolda bırakmamış değilim, herkesi satmış da. Hep iyiliğimden kaybetmiş değilim, kötülük yapa yapa kazanmış da. Çok başarılı olduğum günler de oldu, dibe vurduğum da. Sevgi dolu değilim, nefret dolu da. Barışçıyım, biraz da savaşçı. Biraz güçlüyüm, biraz zayıf. Biraz iyiyim, biraz kötü. İyi, kötü… İnsanım…
Alıntı
Başta ablama sonrasında YKS sınavına girecek olan tüm arkadaşlara başarılar diliyorum. Cânı gönülden... En içten dualarımla diyorum ki; umarım hepiniz en güzel üniversitelerde en güzel bölümleri okur, emeklerinizin karşılığını alır ve sonunda sevdiğiniz, istediğiniz ve mutlu olduğunuz işi yaparsınız umarımmm... Ve yine umarım hepiniz musmutlu bireyler hâline gelirsiniz... Çokça sevgilerimle... Not: Abla seni çok seviyorum, başarın için çok dua ediyorum. İnşallah her şey gönlünün dilediği gibi olur... Sana yüreğimin en derin yerinden inanıyorum. Kardeşin hep seninle. İyi ki benim ablamsın. Seni çooook seviyorum çoookkkk... Yüreğimin sevgi pınarı. 💞🤍
Reklam
Artık sevmeye sevilmeye ilgiye değere tüm güzel şeylere olan inancımı kaybettim
Duygu ve Düşünce
"Piro" ve "Dedem" retoriği, aslında siyasi bir vizyonsuzluğun ve yapısal zafiyetlerin üzerini örtmek için tasarlanmış bir "pazarlama kampanyasıydı." Ortada topluma vaat edilecek deterministik bir gelecek senaryosu, güçlü bir ekonomik program ya da sosyolojik bir dip dalga olmayınca, boşluk "sevgi pıtırcıklığı" ve yapay bir kucaklaşma mitiyle dolduruldu. O dönemin en büyük illüzyonu, siyasetin o soğuk, rasyonel ve matematiksel gerçekliğinin yerine "duygusal bir çocukluk" ikame edilmesiydi. Siyaset bilimi ve sosyoloji, kitlelerin rasyonel analiz yeteneğini kaybettiğinde nasıl birer "mürit" gibi hareket edebileceğini defalarca yazmıştır; ama biz bunu canlı yayında, parmaklarla yapılan kalp işaretlerinde izledik. Bir siyasi liderin meşruiyeti; liyakati, başarıları ve ürettiği rasyonel çözümler üzerinden sorgulanır. Ancak kitleye onu bir "dede", bir "baba" ya da kutsal bir figür (Piro) olarak sunduğunuzda, eleştiri mekanizmasını felç edersiniz. Çünkü insan, "dedesini" seçim kaybetti diye yargılamaz, ona acır; ona haksızlık yapıldığını düşünür. Parmaklarla yapılan o kalp işaretleri, aslında seçmenin kendi rasyonel aklına vurduğu bir kilit, analiz yeteneğini teslim ettiği bir duygusal ipotekti. Karşıdaki siyasi aklın sahadaki sert, pragmatik ve makyavelist hamlelerine karşı; "kalp yaparak", "halil ibrahim sofrası" söylemleriyle bir konfor alanı yaratıldı. Bu söylem, seküler ve kentli elitlerin vicdanını rahatlatan, onlara kendilerini "iyi ve ahlaklı" hissettiren bir narkoz işlevi gördü. Ancak sandık ve siyasi determinizm, o pembe bulutları tek bir gecede dağıttı. En acısı da, o gün o kalpleri yapanların, "dedem" diye gözyaşı dökenlerin bugün yaşanan hukuki rezaletler (butlan kararları, koltuğa geri dönme hamleleri) karşısında uğradığı muazzam hayal kırıklığıdır. O gün
Siyaset
Kalbim başka, sözlerim başka...
"Seni seviyorum", desem de Sakın inanma Şimdi seni sevmelerime Kulak asma. Sevgilim, kanma gözyaşlarıma Bakma sen şarkılarıma Sakın inanma...
Müzik
“Bugün şöyle bir cümleyle denk geldim. “ diye başlayıp, paylaşılan sözler ve cümleler var. Bu aralar çok popüler olan… Gerçekte çoğu okuyarak denk gelip de yazılan,paylaşılan mı acaba bilinmez. Ama benim bugün başladığım kitapta denk geldiğim cümle tam olarak şöyleydi… “Zihniniz sizin bahçenizdir. Düşüncelerinizse tohumlarınız. Hasadınız çiçek bahçesi de olabilir çalılık da…” Denk gelinen cümlelerde bugün katagorisinde ilk sırada yerini alabilir bence…
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam