Operadaki Hayalet — Kitap Yorumu
Operadaki Hayalet’i aslında Pinterest’te karşıma çıkan o romantik, gotik fan artlar sayesinde okumaya başladım. Fan artlarda Erik ve Christine arasında büyük, tutkulu bir aşk varmış gibi duruyordu. Ama kitaba başladıkça bu ilişkinin aslında nasıl şekillendiğini ve ne kadar tek taraflı bir aşk olduğunu görüp düşüncelerim tamamen değişti.
Kitap, opera binasının içinde dolaşan tuhaf dedikodularla başlıyor. Herkes 5 numaralı locada oturan gizemli bir hayaletten bahsediyor ve olaylar ilerledikçe bu söylentilerin aslında ne kadar gerçek olabileceğini fark ediyoruz. Christine ile Erik’in müziğe olan tutkuları üzerinden kurulan o karanlık ve kırılgan bağ, hikâyenin hem en acıtan hem de en etkileyici kısmıydı.
Genel olarak kitabı sevdim ama anlatım tarzı benim çok içime sinmedi. Yazar daha çok araştırmacı-gazeteci üslubuyla yazdığı için karakterlerin duygularına tam olarak hâkim olamıyoruz. Erik’in acısını, Christine’in ikilemlerini veya Raoul’un çaresizliğini daha derin hissetmek isterdim. Bu yüzden keşke ilahi bakış açısıyla ya da daha dramatik bir dille yazılmış olsaydı dedim sık sık.
Yine de hikâye, atmosfer ve final… hepsi insanın içine dokunan bir taraf bırakıyor.
Birkaç güne filmini de izleyip kitap–film karşılaştırmasını yapmak istiyorum.