Ödön Von Horvath

Ödön Von Horvath

Yazar
8.1/10
154 Kişi
·
368
Okunma
·
11
Beğeni
·
920
Gösterim
Adı:
Ödön Von Horvath
Unvan:
Yazar
Doğum:
Rijeka, Hırvatistan, 9 Aralık 1901
Ölüm:
Paris, Fransa, 1 Haziran 1938
Ödön von Horváth, 1901’de Macar bir diplomatın oğlu olarak, o zamanlarda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun toprağı olan, bugün ise Hırvatistan sınırları içinde kalan Fiume’de (Rijeka) doğdu. İlkokula 1908’de Budapeşte’de başladı. Babası soyluluk unvanı alarak Münih’e tayin edilse de Ödön, ailesinin yanında kalarak ilköğrenimini Budapeşte’de, ortaöğrenimini ise Bratislava ve Viyana’da, -anadili olmayan- Almanca okuyarak tamamladı. Üniversite eğitimi için gittiği Münih’ten diplomasız bir şekilde ayrıldı ve Berlin’e yerleşti. Sonrasında Bavyera’da ve Murnau’da yaşadı. Oldukça verimli geçirdiği gençlik yılllarında yazdığı oyunlar edebî çevrelerden övgü, Nazi yanlısı basından ise yergi aldı. 1924’te katıldığı Alman İnsan Hakları Derneği adına çalışmalarda bulundu. 1931’de Kleist Ödülü’ne layık görüldü. 1933’te Nazi baskısının artması nedeniyle Viyana’ya yerleşti. Fakat Avusturya’nın Nazi Almanya’sıyla birleşmesi üzerine 1938’de ilk önce Budapeşte’ye, daha sonra ise Paris’e kaçtı. Daha ilk eserlerinde bile işlediği faşizmin, öngördüğü biçimde yoğunlaşan baskısını konu alan Tanrısız Gençlik [Jugend ohne Gott] romanı 1937’de Amsterdam’da yayımlandı. 1939’da, Tanrısız Gençlik’in film uyarlaması için bir görüşmeye giderken Champs-Elysees’de fırtınadan korunmak için sığındığı bir ağaca yıldırım çarptı ve kopan dal parçasının üzerine düşmesi sonucu henüz otuz sekiz yaşında hayatını kaybetti.
Artık kişilik değil, yalnızca itaat var sayılıyorsa hakikat gider ve yalan gelir.
Bütün günahların anası olan yalan.
Ödön Von Horvath
Sayfa 139 - Jaguar - Mayıs - 2017
Doktor olmaktansa öğretmen olmak istedim. Hastaları iyileştirmektense, sağlıklı olanlara bir şeyler katmak, daha güzel bir geleceğin inşasına ufacık bir katkıda bulunmak.
Ödön Von Horvath
Sayfa 56 - Jaguar - Mayıs - 2017
Cinsellik konusunda yaşadığı aydınlanmayı henüz sindirememiş toy bir okul çocuğu gibi metafizik saçmalıklarla uğraştığın için kendinden utan, seni yaşlı eşek.
Ödön Von Horvath
Sayfa 30 - Jaguar kitap
Bu tarafa buyrun, bu tarafa bayanlar, baylar!
Var olduğunuz için borcunuz olan cezayı ve fidyeyi ödeyin...
Artık korku gerekmez!.. Çok geç.
Ödön Von Horvath
Sayfa 84 - May Yayınları
"Annem erkeklerin çıldırdığını ve durmadan yasalar çıkardıklarını söylüyor hep."

Erkekler çıldırdı, ve çıldırmamış olanlarınsa azgın manyaklara deli gömleği giydirmeye cesaretleri yok.
186 syf.
·2 günde·8/10
Almanya'da Nazilerin iktidara gelmesiyle birlikte değişen toplum değerlerini inceleyen bir kitap.

Kitap, Nazilerin toplum üzerinde yaptıkları propagandayla, insanların kafa yapılarını ve düşüncelerini nasıl değiştirdiklerini, bir okul ortamında ve bir öğretmen gözüyle bize aktarıyor. Ülkenin hızla kötülüklere doğru gidişini gören öğretmenin basit bir şekilde öğrencilerini insancıl olarak uyarması bile toplum ve öğrencileri tarafından dışlanmasına sebep oluyor.

Öğrencilerin, ülkedeki Nazi karşıtı gruplara (onlara kitapta zenciler denmekte) karşı düşmanca yetiştirilmelerinin ve bir yandan da savaşa hazırlanmalarının hikayesini, o günleri direk olarak yaşayan kişinin gözlemleriyle öğreniyoruz. Kitaba heyecan ve sürükleyicilik getiren olay ise , öğrenci kampında işlenen cinayetin araştırılmasıdır. Bu araştırma sırasında yaşananlar, ülkenin o dönemde ki toplum yapısının geldiği durum hakkında da bize fikir vermektedir.

Nazi Almanya'sının başlangıcından bize bir kesit sunan bu kitabı ben beğenerek okudum ve okunmasını da tavsiye ederim.
186 syf.
·2 günde·Puan vermedi
İkinci Dünya Savaşı'na farklı bir açıdan bakmamı sağlayan bir kitap oldu Tanrısız Gençlik. Kitap, Nazi Dönemi Almanya'sında toplumu, daha çok da lise döneminde genç erkekleri inceleme altına almış. Nazi Propagandalarının, radyo yayınlarının, Hitler söylemlerinin onları nasıl etkilediğini açıklamaya çalışmış.
Ben-anlatıcı konumundaki ana karakterimiz hümanist bir lise öğretmeni. Faşizme karşı olan öğretmen bir yanı hümanist düşüncelerini bağırmak istiyor diğer yanı ise dönemin tüm insanları gibi başına gelebileceklerden korkuyor. Nitekim, kurduğu tek bir cümle yüzünden başına gelmedik kalmıyor.
Kurgu boyunca sık sık din ve tanrı inancı eleştiriliyor. Tanrının neden savaşlara, ölümlere, açı ve perişan çocuklara izin verdiği gibi, kimi zaman hepimizin kafasını meşgul eden sorular soruyor anlatıcı. Ve elbette ki cevabını bulamayıp çeşitli çıkarımlar yapıyor.
Kitabın dili oldukça akıcı ve sürükleyici. Ve öyle güzel dipnotlar var ki, başlı başına bir kitap gibi. Aslında, kurguda dönemle ilgili çok fazla açıklayıcı bilgi yok, bilgilerin neredeyse tamamı dipnotlardan geliyor. Dipnotlarda çeşitli Nazi propaganda yöntemler anlatılıyor, kutsal kitaplara ve düşünürlere atıflarda bulunuyor. Meraklı okurlar için geniş bir araştırma yelpazesi sunuyor.
Bunun dışında kitabın ikinci yarısı çok daha sürükleyici.
Döneme ilgili duyan ve Nazi Almanyası ile ilgili bilgisini genişletmek isteyen herkese tavsiye edebileceğim bir kitap.
186 syf.
ilginç bir anlatıma sahip bu kitap. öncelikle buna değinmek gerek diye düşünüyorum. yazarımız hem bir çok olayı ele alıp kısa kısa işliyor ve olaylar sonlandırılıyor hem de genel olaylar işleyip bu genel olayları kısa olayların sonucu olarak karşımıza çıkarıyor. bu bağlantı metinleri o kadar iyi ki kitabı önemli kılan ayrıntılardan biri bu olmuş bence.

ödön von horvarth neden ödülsüz bir yazar bunu anlamak da bir o kadar güç.

nazi almanyası döneminde yatılı okul tarzı kamplarda eğitilen alman çocuklarının yaşadığı psikososyal buhranı öyle net bir şekilde ele almış ki kampta gerçekleşen cinayetler ve ölümler bir ihanetin (özellikle bu vatana ihanet) nasıl ortaya çıkabileceğini, faşizmin buna ne denli ön ayak olduğunu muazzam bir dille anlatıyor.

bunu bir öğretmenin gözünden işliyor olması ve tanrının yarattığı insan karakterinin ne denli kendisiyle çeliştiğini sorgulayışı kitabın konusunu da hayli ilginç kılıyor.

az bilinen muazzam kitaplardan biridir bu kitap. tavsiye ederim.
186 syf.
·1 günde·Beğendi·6/10
Bir kelimeden yola çıkarak belki de yüzlerce sayfa yazabilecek bir durumla karşı karşıyayız. Birilerin doğru ve yanlışlarına göre bizim de onları o şekilde kabul etmemiz istenir. Eğer kabul etmezsek sürünün dışına çıkmış oluruz, el oluruz, yabancı oluruz, düşman oluruz ve ötekileştiriliriz. Peki bu ne kadar doğru ?

Tabi ki yazar Ödön Von Horvath da yaşadığı toplumdan hareketle bir şeyler yazmaya çalışmış. Belki gördüklerini, duyduklarını ya da kötü bir rüyanın dışa vurumunu bize anlatıyor Tanrısız Gençlik'te.

Bir öğretmen bir derste öğrencilere kompozisyon konusu verip, bunları değerlendirmesiyle kitap başlar. Bu, daha sonra yaşanacak olayların da habercisi olur. Bir öğrenci belki de hiç okumadığı ya da görmediği şeylerden nefret edebilir (mi)? Bu nefretin kaynağı ne olabilir?

Bir öğretmenin içine sinmese de eğitim camiasının içinde bulunması ve buradan hareketle eğitim sisteminin bir sorgulaması yapılır. Kompozisyonun ana metni: 'Zenciler de insandır' . Ya da bizim gibi düşünmeyenler de insandır. Bu cümle de zencilerin insan olup olmadığı kararını verecek olan da insan. Asırlardır köleleştirilen, hor görülen ve güdülenlerin kendileri yerine başkaları tarafından verilen kararlarla onların tarif edilmesini okuyoruz.

Toplumda egemen sınıfların kendi hak, hukuk ve çıkarları doğrultusunda başkalarının hak, hukuk ve çıkarlarını hiçe saymasını anlatır.

Birinci ağızdan anlatımla, toplumların birbirine nasıl düşman edilebileceklerini bir öğretmenin yaşadığı olayları yorumlamasıyla okuyoruz. Yaşadıklarını düşündükçe karşısında küçük bir engelin değil, dağ gibi duran bir setin olduğunu anlar. İnsanların savaşmak ve ölmek üzere programlanmış kıtalar halinde hareket etmesine şaşırır. Düşüncenin yerine kavga, yıkım, zorbalık, ölüm almış. Savaşın en yüce değer, duygu olması ve o doğrultuda küçük yaştan itibaren eğitilen çocukların birer makineli tüfek, el bombası, top haline gelmesi üzerine yaşanan sıkıntıyı anlatır.

Faşizmin ayak sesleri yükseliyor. Dün, bugün ve yarın için.

Hayırla evet arasında kalan kişidir öğretmen. Derdini ve düşüncesini okulda müdüre, öğrencilere, velilere anlatamayan öğretmen, bize dönerek kalemi eline alır ve yazmaya başlar. Yazdıkça dertlenir, yazdıkça haykırır, yazdıkça duygusal olur ve yazdıkça karamsarlığı dağıtmayı amaçlar.

Okuyucuya şunun haberini verir: Zor dostum zor. Her taraf sarılmış, nefes almaya yetecek hava bile kalmamış. Sinemaya gidiyorum orada bile 'Haftaya bakış' adı altında propaganda ile halk savaşın gidişatı hakkında bilgilendirilip, beyin yıkama faaliyeti yapıldığını söyler bize.

Silahın, ateşin, barutun olmadığı ya da onları etkisiz hale getirecek bir silahın olmadığından bahseder. Sırf bunu yapabilmek için 'mucit' olmayı ister.

Yazarın dolaylı bahsettiği yerler aslında var olan yerler olup, Nazi Almanya'sı içinde geçen gerçek olayların anlatımıdır. Küçük yaşta erkek öğrenciler, izci kampı gibi ama askeri kampta birkaç gün geçirir ve burada askeri düzen, silah eğitimi alır. Bu kampta dost ve düşman anlatılır. Çocuklara oyun gibi gelen şeyler büyüklerin kafasında savaşa götürülecek kişilerin (çocuk olmasının önemi yok) belli bir askeri eğitim ile hazır tutulması anlamına gelir.

Devlet ve halk iç içe geçmişken, halksız bir devlet olur mu gibi çeşitli sorular etrafında yapılan tartışmalar; ayrıca Hıristiyanlık özelinde savaş, Tanrı, din, dinsizlik gibi kavramlardan hareketle bir çeşit fikir çatışmaları içinde kendinizi bulabilirsiniz.

Öğretmen, okul, aileler, vicdan ve yine ahlak kavramıyla örülü bir kitap.

Not: Eğer dipnotlar olmasa çoğu şey anlaşılmazdı. Çünkü Alman kültürü ve eski Roma - Yunan kültürüne atıflarda bulunuyor. Ayrıca Hitler Almanya'sı ve öncesiyle ilgili bilgilerinde yayımcı tarafından eklenmesi bazı kavramların tam anlaşılmasını sağlamış. Kitabın dili anlaşılır ve çeviri de akıcı. Tercüme edenin de eline sağlık.

Tanrısız Gençlik adıyla genel bir durumu Nazi Almanya'sı özelinde anlatmaya çalışmış. Anlatıcının kendisiyle konuşmaları hem o durumu hem geçmişi hem de geleceğe dair taşıdığı düşüncelerin aktarımıdır.

Not: 5 - 6 /Ocak/ 2019 tarihleri arasında okunup, yazısı 27/Şubat/2019 tarihinde siteye eklenmiştir.
186 syf.
·Puan vermedi
"Hepimizi kurtarmak istiyordum, oysa biz çoktan boğulmuştuk."  Nazi almanyasında herkesten farklı düşünen,sömürgecilik anlayışına karşı çıkan bir öğretmen ve onun öğrencileri ile iliskilerini konu edinen bu kitap kütüphanemin en güzel köşesinde yer almayı kesinlikle haketti. Okuduğum her satırından ayrı bir keyif aldım. Kitabin baş kahramanı olan ve insanlardan farklı düşündüğü için dışlanan, yalnızlığa itilen tarih öğretmeninin tanrı arayışına dair iç dünyasında yaptığı konuşmalar,tespitleri gerçekten okunmaya değer. Bir çok ince mesaj serpiştirmiş yazar kitaba. Ne söylesem spoiler olacak korkusuyla burda bitirirken son olarak okumanızı tavsiye ediyorum.
186 syf.
·4 günde·9/10
Sizi tanrısız gençliğin olduğu Hitler dönemine götüreceğim. Faşizmin tüm kurumlara sindiği, insanların hep vatan haini aradığı, ötekileştirdiği, kendisinden farklı düşünenleri sindirdiği yıllara.. uzaklaşmış olamam.
Bir öğretmen "vatana ihanet" ile vicdanı arasında kalınca öğrencilerinin de gözünden düşer. Ya vicdanını dinleyip aç kalacak ya da itaatkar bir eğilim gösterip susacak.
Karanlık zamanlarda tanrının ruhunu arayacak. Bir çocuğun gözlerinde bulacak aradığını. Durgun akan bir gölde balık olarak.. Zenci* leri anarak bir mahkemede tanıklık yapacak.
Savaş yıllarında masumiyetini kaybeden çocuklar ve gelecek adına umudu kalmayan bir öğretmeni anlatıyor Ödön Von Horváth
Tanrısız gençliğin gözlerine sinen sinsilikte bir 'balık' arıyor, yazar. Bu balık hakikate açılan bir kapı olabiliyor.
Şiir gibi akan bir kitap. Ve aynı zamanda zihne çengel takan ve iz bırakan.. Horváth fırtınadan korunmak için sığındığı bir ağaca şimşek çakması sonucu 38 yaşında yaşamını kaybeden ama tanrısız gençlik gibi göndermelerle işlenmiş bu romanı ile hâlâ diri.
Kitap kapak tasarımı ise ayrıca hem düşündürüyor ve sonra gülümsetiyor. Oldukça başarılı.
Oktaydeğirmenci'nin okuru dipnotlarla zenginleştirdiği ve tüm o göndermelerin altından kalkarak okurla buluşturan emeği için teşekkür ederim.
Okuyunuz
https://youtu.be/hRt3QZw3mps
186 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Tek bir cümlesiyle ırkçılığa meydan okuduğu için öğrencilerinin saygısını kaybeden, sorgulanmaz denileni de sorgulayan, doğru bildiği değerlerin arkasında durmak için nefsiyle mücadele eden bir öğretmen konuşuyor burada.

Yılan dokunana kadar duacısı olanlardan değil, dokunduğunu gördüğü masumların da savunucusu olmaya çalışan bir ‘insan’ı dinliyoruz.

İnsana, ademoğlunu sesli sessiz harf harf, renk renk yaratana hamd, dedirtiyor. Okunur.
186 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Mottosu "mutlu azınlığa" olan Jaguar Yayınevi'nden okuduğum bu ilk kitap, benim için Jaguar'la güzel bir tanışma oldu.

Almanlar Polonya'yı işgal etmeden birkaç yıl önce on kaplan gücünde "Vaziyet alın, Nazizmin şakası yok!" diyor Horvath. Bunu söylerken de kurgusunun merkezine bir öğretmeni koyuyor. Sorumlulukları olan, kendisini yaşadığı topluma ve üzerinde yaşadığı dünyaya karşı sorumlu hisseden, içinden gelen seslere kulak tıkamayan bir öğretmen. Hitler ve Goebbels iş birliği içinde ekseriyetle radyo dalgalarının gücüyle yetiştirilen yeni, "üstün" Alman gençliği öğretmenlerini; öğretmenin sağduyulu ve akılcı yaklaşımları da öğrencilerini pek memnun etmemektedir. Bu artık pek de gizli olmayan gerilim dinmeden öğretmen ve öğrenciler, askeri eğitim verilecek olan bir kampa katılır ve işler fena karışır.

Gerek merak ögesini her sahnede diri tutan olay örgüsüyle gerek tarihsel gerçekliğiyle gerek öğretmenin birkaç karakterle arasında gelişen çarpıcı diyaloglarıyla gerek dinsel, tarihsel dipnotlarıyla gerek kitabın kolay okunmasını sağlayan kısa bölümlerden oluşan yapısıyla gerek de öğretmen kahramanın sürekli bir sorgulama halinde olduğu iç monologlarıyla çok beğendiğim bir kitap oldu "Tanrısız Gençlik".
186 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitabı okumadan önce, kitabın yazarının Tanrısız Gençlik'in film görüşmesine giderken sığındığı ağaca yıldırım çarpması sebebi ile hayatını kaybettiğini bilmem, kitabı hem kitap olarak hem de film olarak görmemi sağladı. Normalde her kitap zihnimin duvarlarına yansıyan bir filmdir fakat bu sefer onlarca pencereden birini seçtiğim için orada baktım sanırım bu kitaba.

Gelelim kitabın içeriğine. Horváth'ın bu eserinde Nazi Almanya'sında öğretmen olan karakterimizin dört bir yana saçılmış faşizm karşısındaki tutumlarını, yaşayışını ve en önemlisi iç dünyasında bu ideolojiye karşı oluşan nokta atışı sorularıyla yüz yüze gelmekteyiz. Bu sorularla siz de karakterimizle beraber soruyorsunuz bu soruları ve onunla bir yanıt bulmaya gayret ediyorsunuz. Bu eserde öğretmen karakterini çok sevdim çünkü fazla insandı. Ne siyahtı ne de beyaz. Karşılaştıklarını yorumlayan ve sorgulayandı fakat bazı yerlerde kendi kendini durdurup sadece seyirci olması gerektiğini, emekli olana dek işini yapması gerektiğini söylemesi bazı yerlerde ise aksini yapıp hakikat diye tutturup eleştirmesiydi gördüklerini. Sanırım bunlardı beni bu karaktere çeken. Diğer karakterler faşizmin pençesindeki itilmişlerdi, öğrencilerdi. Zencilerin(yabancılar, Yahudilerle denk olan) insan olduğunu söylemesi üzerine öğretmene karşı tutumlarını değiştiren minik çocuklardı. Öyle ki bu zehrin, gençlerde nasıl etkili olduğunu kitap ilerledikçe kendiniz göreceksiniz.

Benim oldukça beğenerek okuduğum bir kitap oldu. Bu kitabı okumuş olmaktan da ziyadesiyle memnunum.
186 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Memleketimin karanlık ormanlarında ki durgun ıssız bir göl gibiydi gözleri... Baktığınızda yansımanızı görürdünüz ama karanlık bir yansıma.. Her yerde bulunan neşeli, nilüfer çiçekleri ile bezeli, rengarenk balıklara yuva olan göller gibi değildi bu göl.. Gördüklerinizden pek memnun kalmazdınız. Dipsiz , zifiri, soğuk bir örtü gibi sarmalardı ruhunuzu. Gözbebeklerinizden içeriye süzülüp, benliğinizin en mahrem yerlerini gıdıklardı. Gülmek ister ancak o hisle sadece ürperirdiniz , gökyüzünün ağır kubbesinden, yeryüzünün ahir dibine kadar. Bazen saatlerce kıyısında oturur, usul usul izlerdim. O şiddetli durgunluğun , cılız fırtınalarına şahit olurdum. Ne kadar da uzak sanırdım, yakınlığında boğulurken. Zehirli, irinli, katranlaşmış su dudaklarınızdan süzülürken yüreğinize doğru, fark edemezdiniz. Bende edemedim. Yaşamımın anlamını ararken, yaşamımı yitirdiğimi de bilemedim. Bir gün uykuya daldım , hemen başucunda. Rüyamda bir öğretmendim. Hırsları olmayan, inancı olmayan, sorular sormayan. Aslında soruyordum, ama hep başkalarına...Sahi insan neden hep başkalarına soru sorar? Asıl önemli sorular kendimize sormamız gerekenler değil midir?? Kim olduğumuzu, gerçekten ne istediğimizi, istersek neler yapabileceğimizi kendimize sormazsak nasıl bilebiliriz ki? Kendi kendini tanımayan bir mahluk için başka biri ne ifade eder ki ? Ne kadar yorgun olduğumuzdan
saatlerce şikayet edebilen bizler, kendimizle ne kadar süre geçiriyoruz ki?? Ev, iş, çocuklar, aile derken biz neredeyiz biliyor muyuz? İşte ben böyle bir öğretmenmişim rüyamda.. Bir öğrencim öldürülünce , kısmen benim yüzümdenmiymiş neymiş, zor bir döneme giriyor ve katili bilmeme rağmen bir türlü söyleyemiyormuşum. Zaten söylesem kim inanırmış ki bana. N ölmüş. Bunu Z mi , T mi veya ben yapmışım fark eder mi? ...uyandığımda tekrar sökmüş şafak. Unutulanlar anısına gülümsüyorum güneşe. Masmavi gökyüzüne rağmen katran karası kalabilen göle üzülüyorum... belki bir kaç damla gözyaşı süzülüyor ve damlıyor buz gibi yüreğine gölün. Bir cız sesi geliyor sanki , ya da bana öyle geliyor. Bilmiyorum. Tıpkı rüyamda ki öğretmen gibi......Ödön Von Horvath .. Macar asıllı farklı bir yazar ile tanışma fırsatı buldum. Karanlık bir fırtınada sığındığı bir ağaca yıldırım çarpmış ve kopan bir dalın altında kalmış Horvath. Henüz 38 yaşındaymış. Bu kadar hassas nir kalemi kaybetmek için inanılmaz erken bir yaş. Tanrısız Gençlik bol bol ikinci dünya dönemi öncesine göndermeler ile kalbimi feth etti. Ve Tanrıya dair sorgulamaları da çok insani ve gerçekçiydi. Hikaye boyu öğretmenimizin hem kendisi ile hem de istemeden dahil olduğu olaylar ile çetrefilli yüzleşmesine tanık oluyoruz....Siz de bir bakın derim.. Belki de çok seversiniz, ya da nefret edersiniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ödön Von Horvath
Unvan:
Yazar
Doğum:
Rijeka, Hırvatistan, 9 Aralık 1901
Ölüm:
Paris, Fransa, 1 Haziran 1938
Ödön von Horváth, 1901’de Macar bir diplomatın oğlu olarak, o zamanlarda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun toprağı olan, bugün ise Hırvatistan sınırları içinde kalan Fiume’de (Rijeka) doğdu. İlkokula 1908’de Budapeşte’de başladı. Babası soyluluk unvanı alarak Münih’e tayin edilse de Ödön, ailesinin yanında kalarak ilköğrenimini Budapeşte’de, ortaöğrenimini ise Bratislava ve Viyana’da, -anadili olmayan- Almanca okuyarak tamamladı. Üniversite eğitimi için gittiği Münih’ten diplomasız bir şekilde ayrıldı ve Berlin’e yerleşti. Sonrasında Bavyera’da ve Murnau’da yaşadı. Oldukça verimli geçirdiği gençlik yılllarında yazdığı oyunlar edebî çevrelerden övgü, Nazi yanlısı basından ise yergi aldı. 1924’te katıldığı Alman İnsan Hakları Derneği adına çalışmalarda bulundu. 1931’de Kleist Ödülü’ne layık görüldü. 1933’te Nazi baskısının artması nedeniyle Viyana’ya yerleşti. Fakat Avusturya’nın Nazi Almanya’sıyla birleşmesi üzerine 1938’de ilk önce Budapeşte’ye, daha sonra ise Paris’e kaçtı. Daha ilk eserlerinde bile işlediği faşizmin, öngördüğü biçimde yoğunlaşan baskısını konu alan Tanrısız Gençlik [Jugend ohne Gott] romanı 1937’de Amsterdam’da yayımlandı. 1939’da, Tanrısız Gençlik’in film uyarlaması için bir görüşmeye giderken Champs-Elysees’de fırtınadan korunmak için sığındığı bir ağaca yıldırım çarptı ve kopan dal parçasının üzerine düşmesi sonucu henüz otuz sekiz yaşında hayatını kaybetti.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 368 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 250 okur okuyacak.