İnsanlığımı Yitirirken, uzun zamandır okumayı istediğim ancak bir türlü içine tam anlamıyla giremediğim bir kitap oldu. Kitabı elime aldığımda, Oba Yozo’nun topluma yabancılaşmasını ve içsel çöküşünü anlatan bu hikayenin beni hemen içine çekeceğini düşünmüştüm. Ancak beklediğim gibi olmadı.
Okumaya başladığımda, kitabın ağır atmosferi ve karakterin karanlık dünyası beni hemen etkisi altına alamadı. Hikayenin akıcı olmaması, sık sık ara vermeme ve başka kitaplara yönelmememe neden oldu. Beni en çok zorlayan şeylerden biri, Yozo’nun hayata ve insanlara karşı hissettiği derin yabancılaşma ve bu duygu yoğunluğunun sayfalara adeta ağırlık gibi yansımasıydı. Her ne kadar metin edebi açıdan güçlü olsa da, bu yoğunluk benim okuma keyfimi biraz sekteye uğrattı.
Yine de kitabın herkes için farklı bir etkisi olabileceğini düşünüyorum. Daha sabırlı ve ağır metinlerden hoşlanan okurlar için derin bir psikolojik yolculuk sunabilir. Ancak benim için, her oturduğumda başka bir kitaba geçme isteği uyandıran bir eser oldu. Bu yüzden, tam anlamıyla bağ kuramadığımı söylemeliyim.
Sonuç olarak, “İnsanlığımı Yitirirken” benim için kolay bir okuma deneyimi sunmasa da, edebi anlamda düşündürücü bir eser. Belki bir gün farklı bir ruh haliyle tekrar denemeyi düşünebilirim. Ancak şu an için, bu kitabın benimle buluşamadığını söylemek daha doğru olur.