...
"Düşünün..." dedi. "Büyük bir ev kadar iri bir kaya parçası canlandırın gözünüzde. Bir yerde asılı duruyor ve siz de bunun altındasınız. Üstünüze, tam başınızın üstüne düşecek olursa hiç acı duyar mıydınız?"
“Bir ev kadar büyük bir kaya mı? Kuşkusuz bu dehşet verici bir şey. Çok korkardım."
“Korkudan söz etmiyorum. Acı duyar mıydınız?"
“Bir dağ kadar büyük bir kaya ve milyonlarca ton ağırlığında mı?
Acı duymayacağım muhakkaktır."
"Fakat başınızın üstünde asılı dururken, duyacağınızı tahmin ettiğiniz acıdan dehşete düşecektiniz. Herkes dehşete düşerdi... En büyük bilim adamları... En büyük doktorlar bile. Herkes acı duymayacağını bilecek ama yine de acı duymaktan korkacaktı."
"Peki, ikinci sebep, yani büyük olanı?"
"Öteki dünya!"
"Yani, öteki dünyada bizi bekleyenler mi, cezalandırma mı?"
"Fark etmez ki. Öteki dünya işte... Sadece öteki dünya.
"Fakat öteki dünyaya inanmayan dinsizler yok mu?"
Yine bir şey söylemedi.
“Belki de kendinize bakarak hüküm veriyorsunuz?"
Yüzü kızararak:
“Herkes benim gibi hüküm vermez." dedi. "Tam bir özgürlük, yaşamakla ölmek arasında bir fark kalmadığı zaman gelecektir. Herkesin amacı budur."