Bilim kurgu severler için okunmasını tavsiye ettiğim harika bir kitap. Çünkü kitabı okurken sayfaların nasıl ilerlediğini fark edemiyorsunuz ve aynı zamanda kendinize sorular sorarak, merak edip, sıkılmadan okuyup bitirmek istiyorsunuz.
(Spoiler olabilir.)
Kitap Victor Frankenstein'in bilime duyduğu büyük tutkusuyla başlıyor. Meraklı ve bilgi edinmeyi delicesine isteyen biri..Peki fazla bilgi insanı ne hale getirir? İnsanın içinde oluşan hırs nasıl sonuçlar doğurur? Bilgi iyi ve kötü amaçlar için nasıl kullanılır?... Elbette bilimin ve teknolojinin fazla gelişmesinin insanlığa bir etkisi olmalı. Ama nasıl? Bunları konu edinen yazar, Victor Frankenstein'in, "Şimdiye kadar bunca şey gerçekleştirildi , bense fazlasını, çok daha fazlasını başaracağım. Benden önce bırakılan izleri takip ederek yepyeni bir yol açacak, bilinmeyen güçleri araştıracak ve yaratılışın en derin sırlarını dünyanın gözleri önüne süreceğim.“ Kurduğu bu cümlelerle hırsını kullanarak, yaptığı deneylerle hayalinin tam tersi olan bir yaratık yaratmasının sonucunda oluşan intikamı bize mükemmel ifadeler ile sunuyor. Zaman zaman kendinizi cümlelerin üzerine düşünürken ve sık sık empati kurarken buluyorsunuz ve bazen üzülmek kaçınılmaz oluyor.
Hayalinin tam tersi demiştim ya, Frankenstein şu ifadelerle bunu anlatıyor:
“Bu felaketin, daha doğrusu sonsuz ıstırap ve titizlik sonucu şekillendirdiğim bu hilkat garibesinin karşısındaki duygularımı nasıl tarif etsem bilmem ki? Kol ve bacakları orantılıydı, yüz hatlarını da gayet güzel seçmiştim güya. Ne Güzeli! Yüce Tanrım! Sapsarı teni kaslarını ve altlarındaki damarları zar zor örtüyordu. Saçı parlak siyah ve dalgalıydı. Dişleri inci gibi beyazdı ama tüm bu özellikleri, göz çukurlarının kirli beyazıyla neredeyse tıpatıp aynı renkteki buğulu gözleri; buruş