"Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum!Bu eksik sana değil,bana ait...Bende inanmak noksanmış...Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için,sana aşık olmadığımı zannediyormuşum...Bunu şimdi anlıyorum.Demek ki,insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar...Ama şimdi inanıyorum...Sen beni inandırdın...Seni seviyorum.Deli gibi değil,gayet aklı başında biri olarak seviyorum.Seni istiyorum...İçimde müthiş bir arzu var...Bir iyi olsam!Ne zaman iyi olacağım acaba?"
Gözlerim yaşararak ve sesim titreyerek ona aramızdaki yakınlığı,iki insanın birbirini bulması bu kadar güç olan bu dünyada bizim böyle manasız sebeplerle ayrılmamızın imkansızlığını anlatıyordum.
"Birbirimize her zamandan ziyade uzağız!Çünkü artık bir ümidim yok.Bu sondu.Bir defa da bunu tecrübe edeyim dedim.Belki bu noksandı,diye düşündüm.Ama değil.İçimde hep o boşluk var.Daha da büyümüş olarak...Ne yapalım?Kabahat sende değil.Sana aşık değilim.Halbuki dünyada sana aşık olmam icap ettiğini,sana da aşık olmadıktan sonra hiç kimseyi sevemeyeceğimi,bütün ümitlerimi terk etmek lazım geleceğini gayet iyi biliyorum.Fakat elimde değil...Demek ki,ben böyleyim...Bunu olduğu gibi kabul etmekten başka çare yok..."