Sahip olucu karakter yapısındaki birisi için, yeni düşünceler ve fikirler, daha önce kafasına yerleştirdiği şeylerin tümünün yeniden gözden geçirilmesine ve yeni sorular sorulmasına yol açacağından, rahatsız edici olacaklardır. Dünyaya bakış açısı ve insanlarla ilişki biçimi, sahip olmak ilkesine göre ayarlanmış bir insan için kolayca sınıflanamayan, böylece de gelişen, değişen ve denetim altına alınamayan her düşünce, huzursuz edici ve korku vericidir.
Ama her tüketilen şey, tüketildiği andan itibaren, tüketiciyi tatmin edemez hale geldiği için de, insanlar yeniden ve daha fazla tüketime yönelmek zorunda kalırlar. Bu çarkın sonu bir türlü gelmeyince, hep tatminsiz bir çırpınış içinde bocalayan modern tüketiciler, kendilerini şu formülle ifade etmek durumunda kalırlar: "Ben, sahip olduğum ve tükettiğim şeyler dışında bir hiçim."
"Benim bir saatim var(i have a watch.)" örneğindeki 'benim var' deyişi doğru anlamda kullanılmıştır. Ama "benim bir fikrim var(i have an idea)" sözündeki 'benim var' deyişi, yaklaşık anlamdadır ve üzeri örtülü bir ifade taşımaktadır. 'Benim bir fikrim var' demek, 'bir şey düşünüyorum, bir şeyler tasarlıyorum' anlamına gelir. Buna benzer biçimde: "bir isteğim var(i have a request)" demekle, 'istiyorum' anlamı yaratılır.
(Yazar burada sahip olmak kalıbının fiillerin yerini almaya başladığını ve aslında fiillerle cümleyi kurmanın gramer açıdan da anlamsal açıdan da daha doğru olduğunu anlatmaya çalışıyor. Sahip olmanın artık cümlelerimize ve gramerimize işlediğini, düşünüyorum demek yerine, düşünme eyleminin ortaya çıkardığı bir nesneye, yani (idea) fikre, sahip olduğumuzu söylemeye başladığımızı ve sahip olmanın hayatımızın her alanına sıçramış olduğunu anlatmaya çalışıyor.)